Tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2014 Cuma

FERRARİ GEZİSİ

Italya'ya kadar gelmişken Ferrari Müzesi ve Ferrari'nin fabrikasını gezmeden dönmek olmazdı. Her ne kadar yurtdışı tatillerine turla gitmeyi sevmesem de, Italya'yı baştan başa tursuz gezmenin daha zahmetli olacağına kanaat getirdiğimden dolayı Jolly Tur'da karar kıldık. Tura bu blogu açmama vesile olan arkadaşım Özge ve eşi Özgür'le gittik ve onlarında sayesinde hayatımda en eğlendiğim tatillerden biri oldu. Italya turunda Ferrari Müzesine gezi düzenlenmediği için bir gün tur programından ayrılmayı tercih ettik ve Italya'ya daha gitmeden  Ferrari'nin web sitesinden      ( http://museo.ferrari.com/ ) müze biletlerini aldım.

Tren biletlerini de  http://www.trenitalia.com/  sayfasından aldıktan sonra geriye gezinin gerçekleşeceği günü beklemek kalmıştı. Ferrari müzesi gezisi Fiorano pistine geziyi ve Ferrari Fabrikasının içine olan geziyi kapsamıyor. Şayet Fabrika ve Pist gezisine de dahil olmak istiyorsanız bunun için sınırlı kontenjan var ve bu turun mutlaka gitmeden internet sayfası üzerinden satın alınması gerekiyor.Internet sayfasından Ferrari müzesinin web sayfasına üye olduktan sonra Fabrika ve pist turuna kaç kişilik kontenjan kaldığını görebiliyorsunuz. (http://www.vivaraviaggi.it/ferrari.php?dispo) Bu tur günde 2-3 kere sınırlı kontenjanla düzenleniyor. Yalnız bu turda çok bir şey göreceğinizi düşünmeyin. Önceden internet üzerinden aldığınız bilette yer alan saatte müzenin önündeki durakta bekliyorsunuz ve Ferrari'nin otobüsü gelip sizi alıyor.

Otobüse binmeden önce herkesten fotoğraf makinesini veya cep telefonlarını toplayıp fotoğraf çekemememiz için merceği stickerla kapatıyorlar. Yani Fabrika gezisi ve pist turunda maalesef fotoğraf çekemiyorsunuz ve otobüsten inmekte yasak. Bu tur yaklaşık olarak 1 saat sürüyor ve otobüsteki rehber size her şeyi anlatıyor. Otobüs sizi alıp önce Fabrika'nın içine daha sonra da Piste götürüyor. Ferrari Müzesine kadar gitmişken müze ve fabrika turuna da katılmanızı tavsiye edebilirim. Biz fabrika gezisindeyken Ferrari'nin prototipleri cirit atıyordu. 

Ferrari Müzesi Italya'nın Modena şehrinin Maranello kasabasında yer alıyor. Biz Floransa'nın Montecatini kasabasından vakit kaybetmemek için sabah 7de trene binip önce Floransa'ya  yerel trenle, Floransa'dan da Modena'ya hızlı trenle gittik. Ben oldum olası yurtdışında tren yolculuklarını çok seviyorum. Böylece pek çok yeri görme imkanınız da oluyor. Biz yaklaşık olarak 3 saat süren bir tren seyahati gerçekleştirdik. Böylece Toskana'nın güzelliğini de görmüş olduk. 

Modena tren garına inince açıkçası şaşırdım sanki Italya'da değilim de Afrika'da bi yere gelmiştik. Artık şansımıza mı öyle yoksa her zaman mı öyle bilmiyorum ama her taraf Afrikalı göçmenlerle doluydu. Bunda galiba Italya'nın Afrikadan gelen göçmenlere kolaylıkla oturma izni vermesinin de bir etkisi var.

Modena Tren Garından Maranello Ferrari Fabrikasına gitmenin en kolay yolu taksiyle gitmek çünkü aradaki mesafe taksiyle bile yaklaşık olarak yarım saat sürüyor. Tabi gitmeden önce Ferrari'nin internet sitesi üzerinden Ferrari'nin makul bir ücret karşılığında sağlamakta olduğu shuttle servisinden de yararlanmanız mümkün. Bunun için gitmeden önce rezervasyon yaptırmakta fayda var. (http://museo.ferrari.com/museum/getting-here/)
Biz yaklaşık 30 Euro karşılığında Modena tren garından Maranello Ferrari Fabrikası'na taksiyle gittik.

Maranello'ya geldiğimizde gözlerime inanamadım sanki burası Lego kasabası gibiydi. Ferrari fabrikasının yanındaki yerlerde Ferrari kiralayıp gezme imkanıniz bulunuyor. Sokaklarda herkes Ferrari kiralamış ve Ferrari kullanıyordu. Tamamen bütçenize uygun olan şekilde kiralama Ferrari kiralayabilirsiniz. Bazı kiralama şirketlerinin  pistte Ferrari deneyimi veya daha çok saat Ferrari deneyimi yaşama gibi  seçenekleri bulunmakta.

Müzeyi her sene 250 bini aşkın insan ziyaret ediyormuş. Benim eşim araba delisi olduğu için o bu gezimizden oldukça keyif aldı, benim için de güzel bir deneyim oldu. Ama bana sorarsanız ben kesinlikle Stuttgart'ta bulunan Mercedes müzesini 1 numaraya koyarım orası gerçekten de süper bir müze.  Mercedes müzesinin yanında Ferrari'nin müzesi çok küçük kalıyor biraz daha zenginleştirseler bence hiç fena olmaz.

Müze gezimizi tamamladıktan sonra müzenin cafesinde bir şeyler atıştırdıktan sonra tren garına gidiş için makul bir ücret karşılığında Ferrari'nin sağladığı shuttle hizmetinden faydalandık. Shuttle önce Enzo Ferrari'nin doğduğu eve ( orası da şu anda müze- Modena'da) ardından da tren garına gidiyor. 

Biz Enzo Ferrari'nin evinin olduğu yerde bulunan müzede de yaklaşık olarak 10 dakika gezdik. Bu müzenin özelliği tepeden bakıldığında Ferrari'nin kaputu görünümünde olması. 

Mercedes ve Porsche müzesinden sonra Ferrari müzesi gezisi yapmış olduğum 3. müze gezisi oldu. Darısı BMW ve Lamborghini müzesine :)
































20 Nisan 2013 Cumartesi

BRATİSLAVA


Budapeşte gezimi tamamladıktan sonra aklımda Viyana'ya gitmek varken Slovak hakim arkadaşım Kristina'nın da davetiyle Slovakya'ya gitmeye karar verdim. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi yurtdışında temel felsefem az uyku, çok yer görmek olduğu için Budapeşte'den erken saatte kalkan trene bilet aldım. Yalnız yurtdışında kesinlikle tren konusunda en iyi ülke Almanya. Budapeşte- Bratislava arası bilette internet sitelerinde sorun olduğu için gitmeden bir gün önce tren istasyonundan bileti satın almak durumunda kaldım. Ertesi gün sabah 07:25 treniyle Budapeşte Keleti tren istasyonundan aktarmasız olarak Bratislava'ya doğru yol aldım. Yalnız tren Slovakya'dan sonra Polonya'ya doğru yol alıyormuş. Tren istasyonunda da çoğu kişi kısa süreli bir kaos yaşadı. Çünkü trenin üzerinden Bratislava'ya gittiğine dair hiç bir ibare yoktu ve trenin Polonya'ya gittiği gözüküyordu ama kısa süre kaldığı için trene binip artık trende herkes birbirine sorup trenin Bratislava'ya gittiğini teyit ediyordu.

2 saat 45 dakikalık bir yolculuktan sonra Bratislava'ya geldim. Bratislava'ya gitmeden önce, Bratislava'yı seneler önce bir TV programında görmüştüm ve şehirdeki değişik heykeller dikkatimi çekmişti. Bratislava'ya inince tabi ilk önce bir hayalkırıklığı yaşadım şehrin tren garı kasaba tren garı gibiydi. Tren garından beni Kristina karşıladı ve valizimi garda bulunan emanetçiye teslim ettik.

Tren garının ön tarafından hemen otobüs durakları var. Şehir küçük olmasına ve çoğu yer yürüyerek gezilebilecek olmasına rağmen yokuşta çıkmamak için bizde otobüs durağına yöneldik. Otobüs durağında beklerken o küçücük şehirde bile Ankara'dan kişilere denk gelip sohbet ettik.

Otobüsle şehrin kalesinin bulunduğu yerde indik. Şehrin kalesinin hemen yanında da Slovak Parlamentosu bulunmakta. Bratislava'da eski Çekoslovakya ve Komünizmin etkilerini şehrin her yerinde hissetmek mümkün.
 



Bratislava Kalesi beyaz renkli ve şehrin tepesine konumlanmış durumda. Buradan tüm şehri kuşbakışı görebileceğiniz gibi Tuna nehri de önünüzden akmakta. Kalenin bahçesinden Bratislava'da ünlü olan Novy Most Köprüsünüde görmeniz mümkün. 





Kalede ve kalenin bahçesinden şehrin manzarasının keyfini çıkardıktan sonra kalenin önünden şehir merkezine doğru inen dar merdivenlerden aşağıya doğru indik. Şehir merkezine ise tam anlamıyla bayıldım. Şehrin her köşesinden bir heykel fışkırıyor resmen. Sanki çizgifilm şehri gibi bir yer Bratislava. Heykellerden en ünlüleri ise "Man at Work" olarak adlandırılan kanalizasyondan çıkmış izlenimi veren Cumil Heykeli ve etrafa gülümseyerek bakan heykel, yine bankın arkasından bakan Napolyon heykeli ve Paparazzi Cafe'nin tam köşesine konumlanmış paparazzi heykeli...Ama Bratislava'da dar sokaklarda daha pek çok çeşme ve heykel bulmanız mümkün. Yine şehri ufak kırmızı minibüslerle de gezmeniz mümkün.

 




 


Gittiğim ülkelerde de genelde mahkemelere veya Hukuk Fakültelerine gitmeye özen gösteririm. Bratislava'da da "Universitas Comeniana Bratislava" Hukuk Fakültesi'ne gittik. 

Yukarıda da bahsettiğim gibi şehrin arka sokaklarında gezerken kendimi bir an Rusya'da hissettim. Değişik bir kilise görmek isterseniz de "Blue Church"u tavsiye ederim. Dışı uçuk mavi sanki hikayelerden çıkmış lego kilisesi görünümünde.



Bratislava'da yemek yemek için tercihiniz kesinlikle "Bratislava Flag Ship Restaurant" olmalı. İşin ilginç tarafı burasının restaurant olduğunu dışarıdan anlamanız pek mümkün değil. Burası eskiden şehrin tiyatrosu olarak kullanılıyormuş. İçine girdikten sonra koridordan ilerlerip üst kata çıktığınızda burasının restaurant olduğunu anlıyorsunuz. Eskiden tiyatro olarak kullanıldığı için bu restaurant oldukça büyük. Restaurantın üst katında yani eskiden tiyatro olarak kullanılan kısmın balkon kısımlarında ise yanyana pek çok bar taburesi bulmanız mümkün. Yine restaurantın adından da anlaşılacağı üzere içeride pek çok ülkenin bayraklarını bulmak mümkün. Tiyatronun sahnesinde ise dev bir bar yer almakta. Yani kısaca Bratislava'ya yolunuz düşerse bu restauranta uğramadan dönmeyin. Kristina bana Slovakların meşhur siyah birası Zlatý bažant ı ve yine onların meşhur olan yemeği Goulash çorbasından ısmarladı.






Bratislava'da alışveriş yapmak için ise adresiniz Hodzovo Namestie olmalı. Burada pekçok markanın mağazasını bulmanız mümkün. 

Şehrin tam ortasında da Grassalkovich Sarayı bulunmaktadır. Burada günün belli saatlerinde askerlerin değişim törenine de denk gelmeniz mümkün. Bu saray Slovak Cumhuriyeti Başkanlık Sarayı olarak kullanılmaktadır. Saraya kadar gelmişken mutlaka arka kısmındaki parkı da gezin.



Bratislava Viyana'ya trenle 1 saat uzaklıkta. Yolunuz Viyana'ya düşmüşken bu ufak ve şirin şehri görmeden sakın dönmeyiniz. Hem de bu vesileyle farklı bir ülke daha görmüş olursunuz. Bratislava hem Avusturya'ya hem de Macaristan'a sınır olan bir başkenttir. Şehirden kuşbakışı baktığınızda Avusturya 'yı da görmek mümkün.

Bratislava gezimide tamamladıktan sonra Kristina beni tren garına bıraktı. İşin ilginç tarafı Viyana'ya tek gidiş bileti, gidiş-dönüş biletinden daha pahalıydı bende bu sebeple gidiş-dönüş bileti satın aldım. Bratislava'dan Viyana'ya geçecekler olanlar için de bu husus akıllarında kalsın.