19 Ocak 2013 Cumartesi

BERLİN - HAMBURG GEZİSİ



Her yurtdışı seyahatimde blogları önceden okuyup, gideceğim yer hakkında bilgi sahibi olmak gerçekten çok yardımcı oluyor. En azından kısıtlı zaman diliminde o şehirde nereye gitsem, ne yapsam diye düşünmekten ziyade havalimanından çıkar çıkmaz haritasını kafamda yerleştirdiğim şehri keşfetmeye başlayabiliyorum. Okuduğum seyahat yazıları ve blogları sayesinde şehri bir turist gibi değil de, yerlisi gibi yaşıyorum.

Seyahat etmek benim için kesinlikle bir tutku. Farklı kültürler ve farklı insanlar tanımayı çok seviyorum. Şu kısacık ömürde insanın yanına kar kalanın sadece gezip gördükleri oldukları düşünüyorum ve umarım hep daha farklı yerler görmek nasip olur. İnsan hayatı gerçekten çok kısa ve gezilip görülmesi gereken o kadar çok yer var ki!! Ee ne demişler çok okuyan değil, çok gezen bilir :)

Kısa bir süre önce blog yazsam mı diye düşünmeye başladım. Aslında bir nevi eşe, dosta, arkadaşlara sözlü olarak yaptığım tavsiyeleri böylece daha geniş kitlelere ulaştırabilirsem ne mutlu bana :) Umarım blog yazmaya üşenmem ve gitgide her gün kendimi geliştiririm.

ALMANYA - BERLİN&HAMBURG


Şimdi gelelim ilk yazıma. Yurtdışı seyahatlari arasında Avrupa'nın bende önemli bir yeri var . Avrupa'da en çok, bir süre orada yaşamış olmam sebebiyle de Almanya'nın bende ayrı bir yeri var. Bu sebeple de ilk yazıma Ekim 2012 senesinde ziyaret etmiş olduğum Almanya'nın başkenti Berlin ve Hamburg'tan başlamak istiyorum. Sınırlı olan toplam 5 günlük süreçte Berlin ve Hamburg'ta çoğu yeri gezdiğimizi düşünüyorum.

Almanya'da pek çok şehri gezmemize ve orada yaşamama rağmen Berlin'in bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim. THY ile millerimizi kullanmak istediğimden dolayı rotamızı oraya çevirdik. Berlin istenilen her şeyin bulunduğu, tarihle-teknoloji, yeniyle-eskinin, Doğu'la-Batı'nın bir sentezinin bulunduğu göz alıcı bir metropolitan. Her ne kadar bir seyahat rotası olarak pek tercih edilmese de, kesinlikle görülmesi gereken bir yer!

BERLİN 1. GÜN:

Berlin'e akşamüstü vardığımızdan ve havanın yağışlı olmasından dolayı eşyalarımızı Doğu Berlin'de Alexanderplatz'daki Radisson by Parkinn Hotel'e bıraktık. 

Otel odamızı özellikle üst katlardan şehir manzaralı oda olarak ayarlamıştık. Böylece Berlin şehri ve Berlin'in simgesi sayılan Televizyon Kulesi tam karşımızda ihtişamı ile bizi bekliyordu.Bence sizde biraz fazla ödeyip yüksek katlardan şehri gören bir oda ayırtın. 


Valizleri yerleştirdikten sonra Alexanderplatz'da biraz gezdik. Alexanderplatz ulaşımın çok iyi olduğu, etrafında mağazaların sıralandığı ve yine Berlin'in simgelerinden birisi olan Dünya saati -Weltzeituhr-un da bulunduğu bir meydan.





 Alexanderplatz'da fotoğraflarımızı çektikten sonra yürüyerek Kızıl Belediye Binası'na (Rotes Rathaus) gittik. 



Belediye Binasından sonra Berlin'in diğer simgesi sayılan Berlin Katedrali'ne (Berliner Dom)'a gittik.




Berlin'de önemli simgeler arasındaki yerlerin çoğu yürüme mesafesinde ve yurt dışında yürüyerek hiç bilmediğin sokaklara dalarak şehrin daha iyi tanınacağını düşündüğümden dolayı bolca yürüdük. Berlin Katedrali her ne kadar Köln veya Milano'daki Katedraller kadar ihtişamlı olmasa da, bunun da kendine özgü bir tarzı var. Berliner Dom'un hemen ilerisinde Karl Marx ve Engels'in de heykeli bulunmaktadır. Gitmişken bunu da ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Uzun boylu olmama rağmen ne kadar kısa kalmışım heykelin yanında :D

Bu arada Berlin'in adeta müzeler şehri olduğunu belirtmeden geçmek istemiyorum. Müzeler için özel olarak Müzeler Adası (Museen Insel) oluşturulmuş olup, anılan ada pek çok müzeye ev sahipliği yapmaktadır. Müze kartı aldığınızda müzeleri daha uygun bir fiyata gezme imkanınız da bulunmaktadır.

Biz müzelerden dünyaca ünlü olan Pergamon Museum (Bergama Müzesi'ni) gezmeyi tercih ettik. Bu müzeyi yılda yaklaşık olarak 900.000 ziyaretçi ziyaret etmektedir. Almanya'ya gitmeden müze biletlerini internetten aldığımdan dolayı müzede hiç sıra beklemeden hemen müzeye girdik. Zaten yurtdışında müze gibi yerlerde çok fazla bekleme sırası olduğundan dolayı ben gitmeden önce biletleri internetten alıyorum. Bergama Müzesinin en önemli eserlerinden birisi Bergama Athena Tapınağı'nın Girişidir. Anılan giriş Bergama'dan sökülmüş ve Almanya'ya götürülerek müzede sergilenmektedir. İnsan oradayken bizim niye milli değerlerimize sahip çıkamadığımızı düşünmeden edemiyor. Müzede Halep odası ve Türk çini-halılarından da örnekler bulmak mümkündür.





Müze gezimizi tamamladıktan sonra gece Berlin'in meşhur Unter den Linden (Ihlamurlar Altında) caddesinde yürüyüş yaptık. Cadde de, Mercedes'in mağazasını da gezmenizi tavsiye ederim. 



Yağmurlu bir gecede Unter den Linden caddesinden yürüyüp caddenin sonuna geldiğimizde bizi tüm ihtişamıyla en önemli simge Brandenburger Tor-Brandenburg Kapısı bekliyordu.

İnsanların önüne yığıldığı, sınırı aşmak için pek çok kişinin canını verdiği, insanların duvarları kırmaya başladığı yeri bir an tüm ihtişamıyla görmek,  aklıma Scorpions grubunun - Wind of the Change klibindeki Berlin görüntüleri geldi.


Havanın oldukça soğuması, gece olması ve yağmurun da etkisini iyice hissettirmeye başlamasıyla birlikte Alexanderplatz'a döndük ve meydanda bulunan güzel bir İtalyan lokantasına gittik. İlk günü böylece bitirmiş olduk. Farklı bir ülkede, farklı insanlar arasında, değişik yüzler arasına karıştıktan, kendini kuş misali özgür hissettikten ve medeniyetin eşiğinde olduğunu anladıktan sonra rahatça uykuya daldım :)

Bu da otelimiz: 

BERLİN 2. GÜN:

Erken kalkan erken yol alır hesabı, yurtdışında şehri keşfetmek adına erkenden uyanıyorum. Kahvaltımızı Unter den Linden'de ki meşhur Cafe Einstein'da yapmaya karar verdik ve iyi ki oraya gitmişiz. Yaptığımız kahvaltı cidden doyurucu ve leziz ötesiydi hala tadı damağımda diyebilirim. Günümüz uzun olduğu için, doyurucu ve gayet keyifli bir kahvaltı önemlidir benim için.


Kahvaltımızı yaptıktan sonra Unter den Linden Caddesinde yürüyüp bu sefer de Brandenburg Kapısının gündüz görünümümü fotoğrafladık.




Yine Almanya'ya gitmeden yaklaşık 2 hafta önce Bundestag ( Alman Meclisi)'ni ziyaret etmek için internet üzerinden randevu almıştım. Onlardan onay e-maili geldikten sonra Alman Meclisini ziyaret etme imkanınız oluyor. Oraya şans üzeri yolunuz düşünce Meclis'e giremiyorsunuz önceden rezervasyonla izin almanız gerekiyor. Bunu bilmeyen pek çok turist içeri girememişti veya saatler süren kuyrukla beklemek durumunda kalıyor. Biz rezerve ettiğimiz saatte orada olduğumuz için hemen Meclis'e girdik.


Alman Meclisi'de oldukça etkileyici. Meclise turistler gruplar halinde alınıp güvenlik kontrollerinden geçtikten sonra girebiliyorsunuz. Meclisin içine girer girmez Alman Meclisinde şeffaflık hakim olduğu doğrudan Genel Kurul Salonu'nu ve milletvekillerini görmeniz mümkün. Asansörle Kubbe'ye çıktıktan sonra Kubbe (Reichstagkuppel)da spiral şeklindeki koridorlardan yukarıda doğru yürüyorsunuz. Kubbe'de Türkçe olarak ücretsiz audioguidelarda mevcut olup, siz Kubbe'nin tepesinde tırmandıkça audioguidedan bilgileri ve Kubbe'den dışarı baktığınızda görülen binalar hakkında bilgi edinmeniz mümkün. Kubbenin mimarisi tamamen camlardan yapılmış olup şeffaflık hakimdir.



Meclis'e girer girmez Genel Kurul salonunu görüyorsunuz: 



Yani Genel Kurul Salonunun üzerinden milletvekillerini görerek onların tepesinde yürümüş oluyorsunuz. Bu da "Halkın her şeyin üzerinde" olduğu anlamına geliyor. Kubbeden yürüdükçe Berlin manzarası da ayaklarınızın altında kalıyor.




 Meclis gezimizi tamamladıktan sonra Brandenburg Kapısının diğer tarafından bulunan "Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı" (Denkmal für die Ermorderdeten Juden Europas) 'ı ziyaret ettik. Bu anıt şehrin en önemli yerinde çok büyük bir alanı kaplıyor ve insanı katledilen Yahudileri düşündükçe bir hüzün kaplıyor. Şehrin en önemli yerinde anıt olarak yükselen blokların yer alması Almanların tarihe ne kadar önem verdiğinin de bir göstergesi. Bir rivayete göre ise ölen Yahudiler üstüste konulduğunda yüksek bloklar kadar yer kaplıyormuş, insanlar ölülerden başka bir şey görmüyormuş.







Buradaki gezimizi de tamamladıktan sonra Potsdamer Platz'a gittik. Burada Sony Center ve güzel cafeler bulunmaktadır. 



Burası Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesinden sonra gökdelenlerle inşa edilmiştir. Burada yine çocuklar için cezbedici olabilecek Lego'nun müzesi bulunmaktadır. 





Potsdamer Platz, Potsdam şehri ile Berlin şehrinin yolu üzerinde olduğundan dolayı tarih boyunca önemli anlara tanıklık etmiştir. Potsdamer Platz'ın arkasında ise dünyaca ünlü Berlin Filarmoni Orkestrası bulunmaktadır. Eğer orkestraya meraklıysanız önceden bilet almanızı tavsiye ederim.

Bu arada Potsdamer Platz'ın orta yerindeki kaldırımlarına dikkat edin. Yolun ortasındaki kaldırımlar Yıldızlar Bulvarı olarak ta adlandırılıyor. Kaldırımda ünlü kişilerin isimleri ve imzaları yer almaktadır. Ayrıca kişilerin isimlerinin yer aldığı yerin tam yanında yer alan dürbünden baktığınızda hologramik görüntüyle  sanki o kişi kaldırımda yürüyormuş izlenimi elde edebilirsiniz. Bizde Fatih Akın'ın ismini görünce hemen  fotoğraf  çektik. 




Güne baya hızlı başladığımız için meydanın tam orta yerinde çok güzel bir kafeye konumlanıp kahvelerimize içtikten sonra gezmemize devam ettik. Sırada Berlin duvarının kalıntılarını görmek vardı. Oraya doğru yürürken "Welt" gazetesinin uçan balonunu da görmeniz mümkün. Makul bir fiyat ödeyerek uçan balonla havaya yükselip Berlin'i tepeden izlemeniz de mümkün. 


Bu arada Berlin'i eskiden doğu kısmında kullanılan Trabi marka şirin arabaları kiralayıp ta grup halinde uygun bir fiyata gezmenizin mümkün olduğunu da belirtmeliyim. Ben aralarından en çok leopar desenli Trabi arabayı beğendim.


Berlin duvarından kalan kalıntılar "Topographie des Terrors"da ve önemli olayların yer aldığı gazete sayfalarını burada görmeniz mümkün.





Buradaki gezimizi de tamamladıktan sonra sırada bende merak uyandıran Checkpoint Charlie'yi görmek vardı. Bu geçiş kapısı bölünmüş Berlin'de  Doğu-Batı geçiş noktası olarak kullanılan geçiş kapısıdır. 

Bu geçiş kapısı sadece müttefik askerleri,  büyükelçiler, bu kişilerin aileleri, yabancılar, Federal Almanya'nın Demokratik Almanya'daki temsilcileri ve çalışanları ve Demokratik Alman üst düzey yöneticileri tarafından kullanılabiliyormuş. Burada halen temsili olarak Doğu ve Batı bloklarını temsil eden askerler bulunmakta ve onlarla hoş bir anı olarak fotoğraf çektirebilirsiniz. Hatta anı olarak pasaportunuz için vize satın almanız da mümkündür. 






Bu arada size Berlin'de herşeyden en az 2 tane olduğunu da belirtmeden geçmek istemiyorum. Örnek vermek gerekirse eski Doğu Almanya tarafının meşhur alışveriş caddesi Friedrich strasse, Batı Almanya'nın alışveriş caddesi ise Kudamm caddesi. Checkpoint Charlie'deki gezmemizi tamamladıktan sonra sıra Friedrichstrasse'de alışveriş yapmadaydı. Burada istediğiniz mağazaları bulabilirsiniz ama Kudamm caddesi kesinlikle açık ara önde. Kudamm bana Champs-Elyssee havası verdi, caddeler oldukça geniş ve lüks markaları burada bulmanız mümkün. 

Bu arada Berlin'e gelip Ampelmann mağazalarına değinmemek olmaz. Doğu Almanya'da trafik lambaları daha farklıymış halen de temsili olarak bu lambalar yer alıyor. Bunu fırsat bilen yatırımcılar bunu ticaret haline dönüştürerek bunu da bir marka haline getirmişlerdir. Berlin'de pek çok yerde Ampelmann mağazası bulmanız mümkündür. Ampelmann bir çeşit hediyelik eşyaların satıldığı bir mağazadır. 






Bu mağazadan da gerekli alışverişlerimizi yaptıktan sonra sıra da "Schloss Charlottenburg"Charlottenburg Sarayı'nı görmek vardı. 

Bu arada yurtdışında günlük biletlerin makul olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Charlottenburg Sarayı şehrin biraz dışında olduğu için tramvayla  gitmeyi tercih ettik. Gittiğimizde sarayın bahçesindeki manzaralar bizi bizden aldı. Sonbahar tüm güzelliğiyle bizi bekliyordu sanki. Anılan saray Berlin'in en büyük sarayıdır. 




Hava kararana kadar Saray ve bahçesinde gezdikten sonra sıra meşhur Kudamm caddesine gelmişti. Kudamm, Champs-Ellysee'den sonra gördüğüm en güzel alışveriş caddesi. Cadde aslında bir bakıma Bağdat Caddesini de andırıyor. Tüm lüks markaları ve caddede pek çok lüks arabaları görmeniz mümkün. Ama caddenin en güzel mağazası hiç şüphesiz "KaDeWe". Kadewe mağazası çok katlı ve çok büyük bir mağaza olup, içerisinde pek çok lüks markayı barındırmaktadır. Biz gittiğimizde Halloween zamanı olduğu için, mağaza Halloween malzemeleriyle süslenmişti. Size tavsiyem bu mağazaya kesinlikle aç gitmeniz. En üst katı gurme katı olarak hazırlanmış. Bu kat bizim klasik alışveriş merkezi yemek katlarından tamamen farklı. Öncelikle çok daha samimi bir ortam yaratıldığını belirtmek isterim. Burada dünyanın her yerinden mutfak örneklerini bulmanız mümkün. Binlerce çeşit içki, çikolata, peynir ve istediğiniz her şeyi fazlasıyla bulabileceğiniz bir mağaza. İstediğiniz ürünü de seçip anında pişirttirip yemeniz mümkün. 

Arkadaşım Evrim'le müze önünde: 



Artık yemek yeme vakti gelmişti.  Berlin'e gitmeden önce ismini duyduğum Lutter&Wegner Restaurant'tan rezervasyon yaptırmıştım. Rezervasyon saati gelince Kadewe'den ayrılıp Gendarmenmarkt'ta yer alan Lutter&Wegner restaurantına gittik. Lutter&Wegner çok iyi lokantalara ve belli kriterleri tamamlayan lokantalara verilen Michelin yıldızına da sahiptir. Restaurantın atmosferi kesinlikle çok iyi ve özünü korumuş. Önceden özellikle belirttiğim için bize lokantanın en güzel masasını ayırmışlardır. Burası aynı zamanda şaraplarıyla ve şampanyalarıyla da meşhur. Dünyaca ünlü şarapların listesini ( şişesi 5.000 Euro)  bulmanız mümkün. Biz bir salata söyledik ve her ne kadar Viyana'da meşhur olsa da buranın da Schnitzel'i ve patates salatası meşhur olduğundan dolayı bu yemekleri söyledik. Sonuç tek kelime ile mükemmeldi tadı hala damağımızda :) 





Yemek faslını da bitirdikten sonra sıra drink içmeye gelmişti. Biz de yine meşhur olan ve Lutter&Wegner'in tam karşısında olan Newton Bar'a gitmeye karar verdik. Burası Berlin'in en gözde barlarından olup gittiğimizde de baya kalabalıktı. Biz baya eğlendik ortam çok samimi ve fiyatlar da makul. Barın duvarları topuklu çıplak bayan fotoğraflarıyla kaplı. Bir de burada bizim açımızdan çok önemli bir olay oldu. Yan masadakilerle sohbet edince yan masadan yabancı bir adam bize Türkçe olarak bayramınız kutlu olsun dedi ve biz de çok şaşırdık. Sonra ben Almanca konuşmaya devam edince ne iş yapıyorsunuz dedim ve bana İstanbul'da yaşadığı bir bankada Ceo olarak çalıştığını söyledi bende hangi banka deyince küçük dilimizi yutuyorduk çünkü eşimin çalıştığı bankanın Ceosuydu hep maillerde gördüğümüz kişinin o olduğunu öğrenince çok şaşırdık. Türkiye'de bile tanışmamıştık, görmemiştik kısmet Berlin'de bir barda tanışmaktaymış. Dünyanın küçük olduğunu bir kere daha anlamış oldum. Sonra giderken bizim hesabımızın da ödendiğini öğrenince baya şaşırdık bu bizim için çok güzel ve değişik bir anıydı.





BERLİN 3. GÜN:

Evet bugün Berlin'de son günümüz olduğu için görmemiz gereken son yerleri yetiştirmeye çalıştım ve Berlin'e gelmeden önce kafamda oluşturduğum her yeri gezmiş oldum. Uyanır uyanmaz soluğu "East Side Gallery"de aldık. Burası Berlin Duvarı'nın 1.3 km uzunluğunda bir parçası olup, baştan sona kadar gezdik. Burası dünyadaki en büyük ve en uzun süre ile ziyarete açık kalan bir açık hava galerilerinden birisi imiş. Duvarların üzeri hep çok güzel graffitilerle kaplı olup, bunlardan bazıları çok meşhur. 





East Side Gallery'deki gezimizi de tamamladıktan sonra Berlin'e kadar gelip, Almanya-Acı Vatan söylemlerine ve Küçük Türkiye olarak nitelendirilen Kreuzberg'e uğramadan dönmek olmazdı. Kreuzberg'te yürürken gerçekten de kendinizi Türkiye'de hissediyorsunuz. Yüksek binaların balkonlarının hepsinde Türkiye'ye döndürülen çanak antenler mevcuttu. Mağazalardaki tabelalar Türkçe olup, sokakta herkes Türkçe konuşuyordu.  Balıkçı, pastane, lokanta, kırtasiye ne ararsanız vardı. 





Kreuzberg'i de tamamladıktan sonra merak ettiğim "Hackesche Höfe" vardı. Burası yan yana binalardan inşa edilmiş olup, labirent şeklinde koridorlardan geçip farklı farklı minik ve vintage butiklerin olduğu bir açık hava yeri. Binaların altındaki bahçelerden geçip bağlantılı olan diğer binaya geçiyorsunuz. Ben en çok değişik şapkaların olduğu bu butiği beğendim. Hediyelik eşya satan bir butikten de magnet ve Berlin tişörtlerimizi aldıktan sonra meşhur pastalardan yemek için bir cafede dinlendik. 





Buradaki gezimizi de tamamladıktan sonra sırada meşhur Humboldt Üniversitesi'ni görmek vardı. Yurtdışında en çokta sorgusuz sualsiz olarak üniversitelerin içine girmeyi seviyorum. Bugün günlerden Cumartesi olduğu için, hava çok soğuk olmasına rağmen çoluk-çocuk genci yaşlısı herkes sokaklarda geziyordu. Üniversitenin yanında küçük bir pazar kurulmuştu ve herkes alışveriş yapıyordu. Humboldt Üniversitesi Berlin'in en büyük, Almanya'nın en eski ve dünyada önemli üniversitelerden birisidir. Albert Einstein ve Karl Marx gibi pekçok ünlü kişinin buradan mezun olduğunu da belirtmeliyim. Üniversitenin içi de çok güzeldi. 


Daha sonra bir bit pazarına denk geldik:





Üniversitenin hemen yan tarafında "Neue Wache" anıtı bulunmaktadır. Anılan anıt 1. Dünya Savaşında hayatını kaybedenler için "Dünya Savaşı Şehitler Anıtı" olmuştur. 


Bu anıtı da gezdikten sonra son turları yapmak için tekrar Unter den Linden Caddesi ve Kudamm Caddesinde gezdik. Leziz Alman pastalarının tadına bakmak için Kempinski Hotel'in altındaki Reinhard's Cafeye gittik. Cafe gerçekten çok güzel tavsiye ederim. Ondan sonra sonbaharın kendisini iyice hissettirdiği Tiergarten'da  yürüyüşümüzü yaptık. 

Böylece Berlin gezimizin sonuna geldik. Otelden eşyalarımızı alıp, kendimizi Berlin Hauptbahnhof'ta bulduk. Berlin Hauptbahnhof çok katlı olup trenlerin karıştırılması ihtimal dahilindedir o yüzden trenin kalkış saatinden en az yarım saat önce orda olmanızı öneririm. Heyecanlı bir şekilde Hauptbahnhof'ta bizi Hamburg'a götürecek yüksek hızlı tren "ICE" yi beklemeye başladık.

Yurtdışında sürekli olarak ulaşım aracı olarak "ICE" "TGV" gibi hızlı trenleri tercih etmekteyim. Ama tren konusunda da Almanyadaki düzene dğer Avrupa ülkeleri su dökemez. Almanlar çok dakik saniyesinde tren geliyor, şayet bi gecikme olacaksa (ki bu durum çok extrem bi durum) sürekli gecikmeden dolayı özür diliyorlar. Berlin - Hamburg arası da hızlı trenle 1 saat 40 dakika. Rahat bir yolculuktan sonra Hamburg'a vardık.

Internetten tren biletlerini de daha önceden daha makul bir fiyata almanız mümkün. Ne kadar önce alırsanız biletler de o kadar ucuz oluyor. Ben internetten biletimi alırken genelde "sessiz bölüm" ü tercih ediyorum, sessiz bölümde cep telefonunun çalması da yasak olduğundan sessizce dinlenerek yolculuğumuzu gerçekleştirdik.


HAMBURG 1. GÜN:

Berlin'den ayrıldıktan sonra gece 20.30 civarı Hamburg'a ulaştık. Otelimizi her zamanki gibi www.booking.com'dan ayarlamıştık. Hotelimizi Hamburg'un Alster semtindeki Motel One'dan ayarlamıştık. Yanında hemen U-Bahn metro istasyonu var. 

Odadan manzara: 

Hamburg, Almanya'nın 2. büyük şehri olup, bir liman kentidir. Bu şehirde pek çok zenginin yaşadığı bilinmektedir. Hamburg deniz ticareti alanında dünyada sayısız şehirlerden birisidir. Burası ayrıca Avrupa'da en çok köprüye sahip olan şehirmiş. (Venedik'ten bile daha fazla köprüye sahipmiş)

Hamburg'un St. Pauli semtindeki Reeperbahn caddesi Almanya'nın gece hayatının attığı yer olup, Amsterdam'daki Red Light Discrict'tekine benzer bir sokakta bulunmaktadır. Bizde Cumartesi gecesi burda olduğumuz için hareketliliği görme şansımız oldu. 

Arada ufak bir sokak var oraya sadece erkekler girebiliyor: 


Reeperbahn bölgesinde pek çok bar ve gece kulübü bulunmaktadır. Yalnız buradaki düzene hayran kaldım. Burası Almanya'da silah taşınmasının tek yasak olduğu yermiş ve herhangi bir olay çıkmaması için her yerde polisler var. Caddede gezerken cam şişeyle gezmekte yasak, alkollü ve alkolsüz içeceklerinizi plastik bardaktan içmek durumundasınız. 





Sokakta barlarda pek çok  dans kulüpleri bulunmakta. Bizde güzel müziklerin olduğu bir bara daldık.

Haloween zamanı barlar: 




Reeperbahn caddesi Beatles açısından da önem taşımaktadır. Beatles grubu meşhur olmadan önce ilk kez burada sahne almaya başlamışlar. Beatles meydanında Beatles grubu anısına bir anıt var. 




Bu caddeye insanlar gece 11den sonra gelmeye başlıyor. Biz gittiğimizde de oldukça kalabalıktı. Caddenin sol tarafında ise kızların  beklediğini söylemeden geçemeyeceğim. 


HAMBURG 2. GÜN:

Hamburg'ta Pazar sabahları Fischmarkt yani Balık Pazarında başlamaktadır. Balık Pazar sabah 5'te açılmakta olup 10'da kapanmaktadır. Burası Almanya'nın turistik en önemli yerlerinden biri olup, her Pazar günü yaklaşık olarak 70.000 turisti ağırlamaktadır. Açıkçası gitmeden önce bu kadar güzel bir yer olduğunu tahmin etmemiştim ve bu kadar kalabalık olacağını da beklemiyordum. 



Genelde bir gün önce Reeperbahn'dan kalan gececiler sabah 5'te buraya gelip balıklarını yedikten sonra evlerine dönmektedir. Burada Kuzey Denizinden gelen, birbirinden lezzetli balıklar açık arttırma usulüyle satılmaktadır. Adının Balık Pazarı olduğuna aldanmamak gerekir çünkü burada taze meyve-sebze bulmakta mümkündür.Fishauktionshalle'de ise sabah 5'ten itibaren yaklaşık olarak 11-12'ye kadar değişik gruplar canlı müzik söylemektedir. Bizde balık pazarını kaçırmak istemediğimizden dolayı Pazar sabahı oldukça erken uyanıp, kendimizi Balık Pazarında bulduk. Hava buz gibi ve sabahın körü olmasına rağmen Balık Pazarında adım atılacak yer bulunmuyordu. Herkes kahvaltısını balık ekmek ve birayla yapıyordu. Bizde balık pazarında gezdikten sonra saat sabahın 8'inde canlı müzik dinleyerek, dans edenleri seyrederek, balık-ekmek eşliğinde kahvaltımızı ettik.





Balık Pazarında kahvaltımızı yaptıktan sonra yürüyerek güneşli ama buz gibi havada Hamburg Limanında yürüyüş yaptık. İnsan gerçekten burada yürüyüş yaparken kendisini farklı hissediyor. 





Burada Hamburg'ta eskiden yaya ve araç tüneli olarak kullanılan Elbtunnel (Elbe Tüneli)nden bahsetmeden geçmek olmaz. Anılan tünelde asansörler vasıtasıyla eskiden araçlar tünele inmekte imiş. Bu tünel  Hamburg'ta yükleme alanlarını Elbe nehrinin kuzeyiyle birleştirmektedir. Bizde tabiki bu meşhur tünele inip yürüdük. 




Hamburg Limanında ve Balık pazarında gerekli gezimizi tamamladıktan sonra şehrin merkezinde bulunan Alster Gölü'ne geldik. Anılan gölün kenarı ormanlık alan olup, insanlar yürüyüş yapmakta, bisiklete binmekte, yelkenli yapmaktadırlar. Gölün dış ve iç kısmının birleştiği yerden Hamburg manzarası gerçekten de görülmeye değer. Gölün kenarında zenginlerin yaşadığı pek çok lüks villalar bulunmaktadır. 



Buharlı gemiyle gölde gezinti yapmanızda mümkün:







Göl kenarında yaklaşık olarak iki saat yürüyüşümüzü yaptıktan sonra Hamburg'un simgesi sayılan Rathaus'u (Belediye Binası) gezdik. Mimarisi gerçekten de muhteşem. 





Bu arada gölün kenarında "Nivea" mağazası var. Nivea bir Hamburg markası, buraya girip alışveriş yapmanızı öneririm. Türkiye'de bulunmayan ürünleri makul fiyata bulabilirsiniz.

Şehir merkezinde de gezdikten sonra artık hava iyice soğuduğundan ve acıktığımızdan dolayı "Sushi Circle" a gittik. Burayı herkese tavsiye ederim. "All you can eat" menüsü aldıktan sonra yaklaşık olarak 25 Euro ödeyip, önünüzdeki banttan geçen sınırsız sushileri yemeniz mümkün. Tadı gerçekten mükemmel tabak tabak sushi yedik. 




Bu arada Hamburg'u Almanya'nın Broadway'i olarakta nitelendirmek mümkün. Pek çok dünyaca ünlü müzikal burada sergilenmektedir. Ama Hamburg'ta sergilenen en ünlü müzikal "Aslan Kral" müzikalı. Müzikalin kendisine özgü sabit bir müzikal alanı var. Anılan müzikal Hamburg'ta senelerdir her gece kapalı gişe oynamaktadır. Ben internetten bilet almak için sayfasına girdiğimde, biletlerin hepsi çok önceden satılmıştı o yüzden Aslan Kral müzikalini izleme şansım olmadı. Ama çocuğu olanlara bu müzikali izlemelerini tavsiye ederim. Biletleri bu siteden almanız mümkün:
http://www.stage-entertainment.de/musicals-shows/disneys-der-koenig-der-loewen-hamburg.html Bu arada biletlerin yaklaşık olarak 100 Euro civarında olduğunu belirtmeliyim.


HAMBURG 3. GÜN:



Bugün Türkiye'ye dönüş zamanı. Güne Hamburg'un en güzel manzaralarından birine sahip olan (göl manzarası) J.J.Darboven isimli cafede kahvaltı yaparak başladık. 





Kahvaltısı muhteşem olduğu gibi , pastaları da mükemmel. Cafede alt kata inerek göl kenarındaki masalardan birinde oturmanızı tavsiye ederim. 












Kahvaltımızı yaptıktan sonra Hamburg'un alışveriş caddesi olan Mönckeberg Strasse'de alışveriş yaptık. Burada çok güzel mağazalar var yine Rathaus'un diğer tarafında kalan Alte Post tarafındaki mağazalara da gözatmanızı tavsiye ederim. Abercrombie&Fitch ise yine canlı müzikleriyle ve mankenleriyle en dikkat çeken mağazalardan biri olarak göze çarpmaktadır.

Hamburg'ta kaldığımız otelin yanında mahkeme vardı avukat olduğum için mahkemeye uğramadan dönmek olmaz :) Adliye koridorları da bomboş:)

Evet sadece 6 duruşma var bizde en az 60 olurdu :D 




Hamburg'taki gezimiz bittikten sonra otele dönüp, trenle havalimanına doğru yola koyulduk. Burada dikkat etmeniz gereken husus Hamburg şehir merkezinden havalimanına giden trenlerin öndeki vagonlarının havalimanına gitmesi, arkadaki vagonların ise yolun yarısında ayrılıp başka yere gitmesidir. Buna dikkat etmenizi öneririm.


5 günde Berlin ve Hamburg'ta çok güzel vakitler geçirdim umarım bu postum Hamburg ve Berlin'e gitmek isteyenlere ışık tutar.


DARISI DİĞER TATİLLERE :) 

Madem yazımı okudunuz o zaman yorum bırakmayı da unutmayın lütfen :)

38 yorum:

  1. Kesinlikle çok yararlı bir yazı olmuş. Bloğunuzdan notlarımı aldım:) Temmuz'da Hamburg'tayım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yılbaşında gitsekmi diye düşündüm

      Sil
  2. Umarım Hamburg'ta güzel vakit geçirmişsinizdir, yazımı beğendiğinize de sevindim :)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba, bloğunuz çok hoş. Hem sizin için hemde okuyucularınız için eğlenceli bir sayfa. 1 ay sonra bende hamburg'a gideceğim ve deneyimlerinizden yararlanacağımı düşünüyorum. Teşekkürler

    YanıtlaSil
  4. Merhaba;
    Subat ortasinda hamburg, berlin ve dusseldorf ziyaretimiz olacak. Gectigimiz sene hamburg'a gitmis ama pek gezme sansi bulamamistim. Bu sefer onerilerinizi dikkate alacagim. Tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. umarım keyifli vakit geçirmişsinizdir:)

      Sil
  5. Merhaba, Subat ilk haftasi bir hafta Berlin ve Hamburg gezisi planladik esimle. Okudugum en yararli gezi yazisi oldugunu belirtmek isterim. Tesekkurler.

    YanıtlaSil
  6. Merhaba,yazınızı okuduktan sonra seyahat planım değişti.Paylaşımlarınız çok faydalı.Okuduğum en güzel gezi yazıları burada.Çok teşekkürler...

    YanıtlaSil
  7. Merhaba iki cocuklu bir aile olarak berlin seyahati yapacagiz. Yaziniz sayesinde gunluk gezi rotalarimizi netlestirdim. Tesekkurler, keyifli seyahatler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben yazımı beğendiğiniz için teşekkür ederim. Berlin gerçekten de çok güzel bir şehir çocuklarınız eminim bayılır Zoo'yu esgeçmeyin sakın iyi tatiller :)

      Sil
  8. Merhaba,
    Yazınızı okudum teşekkür ederim.
    13-17 Ekim arası Berlin'de olacağım. Orda bir hostelde kalacağım Önerebileceğiniz gezi rotası var ise dinlemek isterim.
    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  9. Merhaba,
    Yazınızı okudum teşekkür ederim.
    13-17 Ekim arası Berlin'de olacağım. Orda bir hostelde kalacağım Önerebileceğiniz gezi rotası var ise dinlemek isterim.
    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gökay merhaba :) şimdiden iyi tatiller diliyorum sana. Gezi rotası derken zaten gezilebilecek yerleri ayrıntıli olarak yazdım. Tam olarak ne istiyorsun yardım etmek isterim saygılarımla:)

      Sil
  10. ben de aynı rota için plan yapıyorum, yazınız çok faydalı oldu, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  11. Gökçe
    Bir ay sonra Noelde Berlin- Hamburg gidiiyoruz Yazındaki not ve günceler için teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. süper bence Almanya'nın en güzel dönemi :) iyi tatiller ve bol eğlenceler diliyorum

      Sil
  12. Gökçe hanım merhaba,
    yukarıda berliner dom resminiz altında olan bir fotoğraf daha var, acaba orası hangi semt, yerde harita var sanırım nasıl bulabilirim orayı yardımlarınızı rica ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nilay Hanım merhaba şöyle tarif edeyim Berliner Domun tam önunde durduğunuzda Domun sağ tarafında yol var yolun sağ tarafında da bu geniş alan vardı. Ama o lolipop gibi gözükenler hep orda değil diye biliyorum ama siz yine de bir bakın:) Selamlar umarım yardimci olmuşumdur.

      Sil
  13. Hamburg'a bir daha geldiğinizde Altona, Stern schanze ve Blankenesse ye de mutlaka gitmenizxi öneririm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler tavsiye için inşallah diğer sefere :)

      Sil
  14. merhaba
    bende ins 28 ocak gibi hamburg berlin gezisi yapacam.yazınız çok faydalı oldu başka tavsiyesi olan varsa sevinirim

    YanıtlaSil
  15. Bi çırpıda hamburg ve berlinde neler yapilir nerelere gidilir sayenizde ogrenmis bulunduk gercekten cok tesekkur ederim bir turist rehberi gibi anlatmis ve paylasmis oldugunuz bilgileriniz bi harika kara kara dusunurken arkadasim sizin blogunuzun linkini yolladi bana cok keyif alarak okudum tesekkurlerimizi sunariz gokce hanim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum beğenmenize ve yazımın faydalı olmasına 😊 😊

      Sil
  16. Merhaba,
    Tam aradığım bir gezi yazısı buldum :) Tavsiyeniz için teşekkürler.
    Durmak yok, gezmeye devam... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim 😊 aynen gezmeye devam iyi tatiller diliyorum size

      Sil
  17. Merhaba Gökçe hanım, yine çok güzel bir yazı elinize sağlık. Acaba Berlin'de kaldığınız otelden memnun kaldınız mı? Yoksa alexanderplatz da holiday inn, ramada ve indigo vb. Oteller var, tavsiyeniz nedir? Çok teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ece Hanım otelden çok memnun kaldik yine gitsek yine orayı ayarlarım ama size tavsiyem biraz fark verip üst kat ve şehre bakan oda seçmeniz

      Sil
    2. Teşekkür ederim:)

      Sil
  18. Çok faydalı bilgiler vermişsiniz. Diğer seyahatlerinizide yazıya dökerseniz çok iyi olur 2-5-2016 Handan

    YanıtlaSil
  19. Merhaba çok yardımcı oldu fakat ne kadar masraf olduğunu belirtmemişsiniz.Toplam kaç lira tuttu geziniz.

    YanıtlaSil
  20. Güzel faydalı bir yazı olmuş, bizde berlin-dresden olarak planlıyoruz. Hamburg mu dresden mi? şimdi ikilem yaşadım doğrusu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dresden diğer Avrupa şehirlerine bence daha çok benziyor.Hamburg klasik Alman şehirlerine göre biraz daha farklı tavsiye ederim ama tabiki siz bilirsiniz 😉

      Sil
  21. Merhaba, gerçekten çok iyi anlatmışsınız. Sadece bu 5-6 günlük gezide ortalama me kadar harcadığınızı belirtmemişsiniz, gidecekler için planlama açısından iyi bir öneri olur diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ayhan bey çok teşekkür ederim. Fiyat özellikle belirtmiyorum bu tamamen kişisel tercih ve zevke bağlı biraz hani isterseniz çok pahalıya da çok ucuza da denk getirebilirsiniz diye düşünüyorum

      Sil
  22. Gezi öncesi blogları okuyup fikir edinmeyi ben de çok severim. 3 günlük Berlin gezisi planı yaparken blogunuza denk geldim. Gidilecek yerleri not aldım. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil