30 Mart 2015 Pazartesi

LİZBON GEZİ NOTLARI

Lizbon'a gitmeye karar verdiniz ancak henüz vizeniz yok mu o zaman buyrun daha önceki yazıma:) http://gokceninseyirdefteri.blogspot.com.tr/2015/02/portekiz-vizesi-nasil-alinir.html

Arkadaşım Özge Evci Eralp'in biz Lizbon'dayken çektiği videoda işte burada :)



  Bundan 4 sene önce Almanya'da bir seminer için bulunuyorken  Vasco ile tanışmıştım. Seminer bittiğinde vedalaşırken Vasco beni Lizbon'a davet etmişti, bende Portekiz'e gitme niyetimin hiç olmadığını, oraya gitmem için çoğu ülkeyi bitirmem gerektiğini ancak ondan sonra sıranın Portekiz'e gelebileceğini söylemiştim. Ama demek ki büyük konuşmuşum :D

Sene 2015 ve 6 arkadaşımla (Birgül, Özge, Özge Can, Beren, İtalya tatil grubumuzdan Özge ve Özgür'le)  birlikte seminer için Lizbon yollarına düştük :)  Mart 2015'te 4 gece 5 gün Lizbon'a gittik. Arkadaşlarım benle seyahat ettikleri için hiçbir plan yapmamışlar, gerek şehir  gerekse gezilecek yerler hakkında araştırma yapmamışlar tamamen kendilerini bana bırakmışlardı, hatta kalacağımız hotel ve uçak saatlerinden de pek haberleri yoktu :D Bir arkadaşımız da Şans Parti Atölyesi'ne el pankartları yaptırmıştı bana da güzel bir süpriz oldu :)



Bence  Lizbon'u gezmek için 3 gün kesinlikle yeter. Eğer sizde benim gibi gitmeden önce nerede yenir, nerede gezilir, nerelere gidilir listenizi çıkartıyorsanız ve benim gibi tatillerde yoğun bir programa hazırsanız Lizbon'u 3 günde bitirmemek için hiç bir sebebiniz yok. Biz hatta bu 3 günde Sintra, Pena ve Cabo de Roca'ya da gittik.

Size aşağıda 3 günde Lizbon'da yaptıklarımızı anlatacağım. Onun dışında sizlere Lizbon hakkında güzel bir yeme - içme rehberi de sunacağım :) 

1. GÜN:

Uçağımız Ankara Esenboğa Havalimanından sabah saat 10.00'da İstanbul Atatürk Havalimanından ise 12.20'de kalkıyordu. Uçak Ankara'dan yarım saat geç kalkınca kısa süreli bir panik yaşamadık değil. Ama İstanbul'da hızlıca dış hatlara geçip zamanında uçakta olduk. 

İstanbul- Lizbon arası yaklaşık 4 saat 45 dakika sürüyor. Bu uçakta önümüzde TV'nin olmaması oldukça acıydı. THY'nın Ankara- İstanbul gibi kısa süreli uçuşlarda yeni uçakları koyup, İstanbul- Lizbon  gibi uzun süreli uçuşlarda ise TV olmayan uçakları koymalarını anlayamıyorum.




Okyanusla buluşma anı: 


Lizbon Havalimanı'na iner inmez bizi güneşli ılık bir hava karşıladı. Pasaport kontrolünden geçerken görevli bana niye geldiğimi sorduktan sonra hemen gümrükten geçtik. Seminer için birlikte gittiğimiz 2 arkadaşımızın valizinin gelmemesi nedeniyle arkadaşlarımız gerekli formları doldurdular ve THY'nın o büroya bırakmış olduğu çantalardan aldılar. Çantada çorap, diş fırçası, diş macunu gibi gerekli ürünler vardı. Valizleri  bir gün sonra otele bırakıldı.

Geri kalanlarımız da toparlandıktan sonra dışarıdan taksiye bindik. O sırada hepimizi alabilecek Mercedes Van vardı. Bizde ona binip 4 gece boyunca konaklayacağımız Hotel Mundial ' in yolunu tuttuk. Havalimanından otel toplam 23 Euro tuttu. Ama yazmamda fayda var dönerken hepimizi havalimanına götürebilecek Van bulamadığımızdan dolayı 2 tane ayrı taksi tuttuk ve otel-havalimanı arası toplam 10 Euro tuttu yani bu durumda Lizbon'dan havalimanına gitmek için toplu taşıma araçları kullanmakla uğraşmayın bence taksi ücretleri Lizbon'da oldukça ucuz.  Bizim gibi kalabalık bir grupsanız taksi ücretleri oldukça makul bir fiyata denk geliyor. 

Konaklama- Hotel Mundial:
Hotel Mundial'ı seçtiğimiz için hepimiz çok mutlu olduk. Otel şehrin tam göbeğinde ve gezilecek her yere yürüme mesafesinde. Lizbon'a gidenler başkaca hiç bir otel araştırmadan doğrudan bu oteli seçebilirler. Biz bu otelden oldukça memnun kaldık, odalar temiz, çalışanlar ilgili ve otel oldukça büyük. Yurtdışında çoğu otelde konaklama bedelinde kahvaltı opsiyonu ekstra olarak sunulmaktadır. Ancak Hotel Mundial'de kahvaltı konaklama bedelinin içinde ve oldukça zengin bir açık büfe menüsü var. Dolayısıyla Lizbon'a tekrar gitsem kesinlikle yine orada kalırım.

İlk gün hepimiz odalarımıza yerleştikten sonra lobide buluşup şehri keşfetmeye başladık. İlk gün için zaten akşam olduğundan dolayı çok vaktimiz yoktu ama yine de elimizden geldiğince merkezde gezdik. 

Praça de Figueira - Praça de Rossio:
Otelden çıkar çıkmaz ilk işimiz Praça da Figueira'ya uğramak oldu. Burada John I. in at üzerinde bir heykeli de bulunuyor.

Anılan meydanın hemen arka tarafındaki meydan ise Praça de Rossio. Anılan meydan Orta Çağ'dan beri şehrin ana meydanlarından biri olmuştur. Eski zamanlardan beri meydan pek çok önemli kutlamaya, mitinglere, ayaklanmaya, boğa güreşleri ve gösterilere ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde turistleri ilgisini çeken meydan, Lizbon'un yerlileri için de bir buluşma mekanıdır.

A Ginjinha:
Rossio Meydanında bulunan en meşhur yer ise "A Ginjinha" isimli mekan. Rossio Meydanında bulunan Mc Donalds'ın yanındaki ara sokağa döndüğünüzde karşınızda kalabalık gördüğünüzde bilin ki orası "A Ginjinha".  Burada Portekiz'in meşhur vişne likörü satılıyor. Bu likörü pek çok yerde bulmanız mümkün ise de asıl meşhur yer burası. Ufacık bir dükkanda sadece bu içecek satılıyor. Fiyatı ise 1 Euro civarında herkes vişne likörü alıp shot yapıyordu. Sipariş verirken içine vişne parçası isteyip-istemediğiniz ise ayrıca soruluyor. Shotların küçücük olduğuna bakmayın bir anda sizi çarpabilir :D



Rua Agusta:
Shotlar yudumlandıktan sonra Rua Augusta caddesinde gezdik. Burası klasik alışveriş caddesi. Siz deyin İstanbul'un Taksim'i, ben diyeyim Barselona'nın Las Ramblas Caddesi. Ama bu cadde bahsetmiş olduğum caddelerden oldukça küçük. Sağlı sollu mağazalar burada dizili. Biz de kısa süreli Mango ve Zara'ya baktık ama fiyat farkı hiç yoktu hatta aynı parçalar Türkiye'de biraz daha ucuzdu. Ama valizi gelmeyen arkadaşlarımız mecburen alışveriş yapmak durumunda kaldılar. Havayolları gelmeyen valiz için belli bir bedeli karşılamakla yükümlü. Günde tek sefer olduğundan ve valizlerin en erken ertesi günün akşamı otele ulaşacağını öğrendikleri ve seminere geldiğimiz için mecburen alışveriş yapmak durumunda kaldılar. Bu durumda THY ile mailleşip adınıza bir dosya açılıyor sizde daha sonra alışveriş tutarınızı gösterir faturaları THY'ye gönderiyorsunuz, onlar da daha sonra anılan bedelleri size ödüyorlar.


Caddenin orta kısmında ise masalar yer alıyor. Caddede yer alan restaurantlardan bu masalara servis yapılıyor. Biz sadece son gün az vaktimiz kaldığı için bir deniz ürünleri lokantasına oturduk ve karides yedik. 

Rua Agusta'dan Tagus Nehri'ne (Tejo Nehri) doğru yürürken Praça do Comercio ile kesişen meydana varmak için Augusto Zafer Takının altından geçiyorsunuz. Lizbon, çoğu kişinin zannettiği gibi deniz veya Atlas Okyanusunun kenarında yer alan bir şehir değil Tagus Nehrinin kenarında yer alan bir şehirdir. Ancak anılan nehrin oldukça geniş olduğunu belirtmeliyim. Anılan nehir İspanya'da doğup, Portekiz'de Atlas Okyanusuna dökülen İber Yarımadasının en büyük nehridir. Lizbon'u İstanbul'a benzeten taraf Lizbon'un da tepelikli bir şehir olması ve nehrin boğaz görüntüsünü oluşturmasından kaynaklanmaktadır.




Praço do Comercio:
Rua Agusto'dan ilerleyip nehir kenarına geldiğinizde sizi tüm ihtişamıyla ve güzel manzarasıyla Praça do Comercio karşılayacaktır. Burada bulunan Ribeira Sarayı 1755'te meydana gelen büyük depremle yıkılmış  ve yeniden düzenlenmiştir. 




Museu da Cerveja:

Meydanın sonunda nehir kenarında oturup güneşin batışını izledik. Bu meydana gelenlere kesinlikle meydanın en başında solda bulunan Bira Müzesi'ne yani Museu da Cerveja'nın restaurant- bar kısmına gitmelerini tavsiye ederim. ( Yani Zafer Takı'dan meydana ulaşınca meydanın sol tarafında kalıyor.) Meydanda oturma alanları olduğu gibi müzenin içinde de oturma alanları var. Buranın meşhur yiyeceği ise müzeye girer girmez karşınıza çıkan ve orada hemencecik taze yapılan balık keki. 

Balık kekinin dışı içli köfteyi andırıyor ayrıca içinde erimiş Portekiz peyniri bulunuyor. Isırdığınızda peynir hemen yayılıyor damağınıza da biraz yapışıyor. Ben bu balık keklerini beğendim ama arkadaşlarımdan beğenmeyen de oldu bence gitmişken denemekte fayda var ;) Balık kekleri müzenin girişinde burada pişiyor. 





Cervejaria Ramiro:
Bu akşam için henüz Lizbon'a gitmeden rezerve ettirmiş olduğum Ramiro Deniz Ürünleri Restaurant'ına randevumuz vardı. Lizbon deyince herkesin aklına ilk burası geliyormuş. Bu restaurant Vedat Milor'un da tavsiye ettiği mekanlar arasında yer alıyor. Yalnız internetten okuduğum yorumlarda burasının asla rezervasyon kabul etmediği yazıyordu. Hatta Vasco'da buraya mutlaka gitmem gerektiğini ama rezervasyon kabul etmediklerini, akşamları yaklaşık 1-2 saat arasında sırada beklemem gerektiğini belirtmişti. Ancak Lizbon'a gitmeden önce mekanın sahibinin oğlu Pedro'yla yapmış olduğum acıklı :D bir e-posta yazışmasından sonra kendisi bize akşam 19.30 için rezervasyon yaptı. Hatta bunu Vasco'ya söylediğimde rezervasyon yapabildiğime o da şaşırdı. Ramiro Hotel Mundial'e yaklaşık 10 dakikalık bir yürüme mesafesinde. 

Açıkçası burayı Türkiye'dekiler gibi bir deniz ürünleri restaurantı beklerseniz hayal kırıklığına uğrarsınız. Bizdeki mezeler, kalamar tavalar vb. yiyecekler burada ne yazık ki yok. Onun yerine karides güveç, ıstakoz, yengeç, jumbo karidesler ve aklınıza gelebilecek bilumum deniz ürünleri bulunuyor. Menüler ipad olarak veriliyor. İstediğiniz yemekleri ipadden seçiyorsunuz ve güzel bir haber dil seçenekleri arasında Türkçe'de mevcut :) 



Biz karides güveçten memnun kaldık. Jumbo karidesler de fena değildi ama yanlış bir sipariş sonucu gelen ıstakoz bize çok geldi ve sadece 1 çatal yiyebildik. Türkiye'de bu tarz deniz ürünleri yeseniz daha pahalıya patlar diye düşünüyorum, burada da ıstakoz vs. yemezseniz meşhur Portekiz şarabı içerseniz daha makul bir hesap gelir diye düşünüyorum. Ramiro esnaf lokantası görünümünde,biz çıkarken her masa doluydu ve dışarıda sıra oluşmuştu. Onun dışında peynir tabağı ve yağlı ekmek aldık onlarda güzeldi. 

Yemek sonrası saat gece 22.00 gibi tekrar Rua Augusto'ya gittik ama burası boştu. Beyoğlu'nu veya Las Ramblas'ı düşündükçe burasının boş olmasını şahsen biraz yadırgadım. 


Bizde dünyada pek çok yerde şubesi bulunan Amorino Gelato 'ya gittik ve dondurma yiyip yanında kahve içtik. Dondurmalar oldukça başarılıydı hepimiz çok sevdik. 



2. GÜN: 

Bugünümüz kahvaltı yaptıktan sonra seminerde geçti. Seminerimiz Centro de Estudos Judicarios'taydı. Bina oldukça eskiydi sanki bir manastırda eğitim gördük. Yemekhane alanı ise daha da ilginçti. Sanki Harry Potter filminin içerisindeydik. Masalar ve sandalyeler tıpkı Harry Potter filmindeki gibiydi. 



Bu da seminerin olduğu yerin terasından bir manzara:



Harry Potter- Siyah Pelerin: 
Harry Potter demişken aklıma bir şey geldi. Lizbon'da öğrenciler üniformalarının üstünde pelerinle geziyorlar.  Porto Üniversitesinde öğrenciler yaz aylarında bile siyah pelerinle geziyorlarmış. Galiba Lizbondaki öğrencilerinde siyah pelerin giymeleri gezmesi zorunlu çünkü her sokak başı pelerinli kişiler görüyorduk. Bu da bizi bir an için Hogwarts'a götürdü. Harry Portter filmi çekilirken Portekizdeki öğrencilerden esinlenilmiş.  


Lizbon Katedrali- Santa Maria Maior:
Seminer sonrası akşam yemeği için biraz vaktimiz olduğundan dolayı çamaşırların asılı olduğu Alfama sokaklarından Plaça do Comercio'ya doğru süzüldük. Yol üstünde bulunan Lizbon Katedralini gezdik. Burası Santa Maria Maior olarakta biliniyor ve Lizbon'un en eski kilisesidir. Lizbon Katedralinin önünde de Uzakdoğu'dan aşina olduğumuz tuktuklar bulunuyor. Arkadaşlarınızla binmek güzel olabilir. 




Plaça do Comercio'da dolandıktan sonra nehir kenarında 25 Nisan Köprüsü istikametinde  Cais do Sodre tren istasyonuna doğru yürüdük. Sayfiye mekanı Cascais'e gitmek isteyenler bu tren istasyonunu kullanabilir. İstasyon civarında publar bulunuyor. 

Mercado da Riberia:

Tren istasyonunun arka tarafında yani yolun diğer hizasında ise Mercado da Ribeira bulunuyor. Girişinde bulunan kırmızı neonlu "Time Out" yazısıyla da bu yeri hemen bulabilirsiniz. Burayı food court tarzında üstü kapalı bir pazar yeri gibi düşünün. Etrafında tezgahlar ve büfeler var istediğiniz yiyeceği alıp ortada yiyorsunuz. Burada da free wifi var. Lizbon'da çoğu yerde free wifi olması hoşuma gitti. Burada tercihimi deniz ürünleri satan bir büfeden yana kullandım hayalimdeki karides güveçti gelen ise alakası olmayan bir yemekti :D Dolayısıyla beğenmedim, arkadaşlarım arasında tercihlerini tatlı ve domates çorbasından yana kullananlar da vardı. Ama buradaki domates çorbasının da bizim damak tadımıza pek hitap ettiğini söyleyemeyeceğim. Burada pek çok cafe-lokanta - tezgah toparlanmış durumda.








Burada bir şey atıştırdıktan sonra seminer yemeğine geç kalmamak için doğruca taksiyle otelin yolunu tuttuk. Seminer yemeğimiz otelimizin roofunda bulunan Varanda de Lisboa Restaurant 'taydı. 

Bu restaurant size oldukça güzel bir manzara sunuyor, otelin roofunda yani restaurantında bir üst katında bulunan Rooftop Bar size Lizbon manzarasını ayaklarınızın altına seriyor. Hotelde kalmayan kişilerde güzel manzara için burayı tercih ediyor.

3. GÜN: 

Bugünde yarım günümüz seminerde geçtikten sonra Lizbon planlarımızı yapmaya başlayabilirdik. Lizbon'un görmediğimiz kısımlarını gezecektik. Seminer sonrası otelde toparlandıktan sonra Rua Augusta caddesinden nehre doğru yürürken sağ tarafta bulunan Santa Justa Asansörüne bindik. 

Portekiz Yüksek Mahkemesinde biz hukukçular:




Santa Justa Asansörü:
Lizbon da tepeli ve yokuşlu bir şehir olduğu için mahalleler birbirlerine asansörlerle bağlanmış durumda. Yani asansöre bindiğimiz alt kısım Baixa, yukarı çıktığımız kısım ise Bairro Alto/Chiado Bölgesi oluyor. Yukarı çıktığınızda mahalleye bağlanırken orada yer alan bir otelin roofundan geçmiş oluyorsunuz. Daha önce böyle bir asansöre binmediğim için tabi ki  biraz değişik geldi. Asansörde de sıra olduğunu belirtmeliyim. Bu asansörlerden en meşhurlarından ve turistik olanlarından birisi Santa Justa Asansörü.

Asansöre binerken 5 Euro karşılığından gidiş-dönüş biletinizi alabiliyorsunuz. Asansörde yaklaşık 1 dakika geçirdikten sonra yukarıya çıkıyorsunuz. Yukarıya çıkınca isterseniz otelin roofundan geçip Bairro Alto bölgesine ulaşırsınız. Ancak manzara görmek istiyorsanız merdivenden yukarı çıkmanız gerekiyor. Merdivenin etrafı açık olduğu ve yüksekte olduğunuz için yükseklik korkusu olanlar açısından sanki biraz sakıncalı :) Bir arkadaşımızda tam çıkarken merdivenden vazgeçip bizi aşağı kısımda bekledi. Merdivenleri tırmanmanın bedeli ise size çok güzel Lizbon manzarası  sağlaması. Asansörden nehir manzarası tarafı ayrı güzel, Kale manzarası ayrı güzel, Rossio Meydanı manzarası ayrı güzel. Kısaca burada çok güzel kareler yakalayacağınızdan eminim. 



Bairro Alto/Chiado:

Burada baya vakit geçirdikten ve fotoğraflarımızı çektikten sonra Bairro Alto kısmını keşfetmeye başladık. 

Rua Garrett Caddesi buranın ünlü caddelerinden birisi. Caddenin hemen başında Armazens do Chiado isminde bir alışveriş merkezi bulunuyor. Bizim kızlar burada "Kiko" isimli kozmetik mağazasını bulmuşken elleri boş dönmediler tabi. Kiko benimde Napoli'deyken keşfettiğim bir markaydı. Kiko Milano kökenli bir kozmetik markası uygun fiyata kozmetik ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Rua Gerrett Caddesi birbirinden şık mağazaların yer aldığı bir cadde.

Cafe a Brasileira:

Yine Rua Garrett Caddesinde Lizbon'un en meşhur cafesi yani Cafe a Brasileira bulunuyor. Burası Lizbon'un en eski cafelerinden birisi sokakta yayılan masaları gördüğünüzde buraya geldiğinizi anlarsınız. Masalardan birinde de ünlü Portekiz yazar Fernando Pessoa'nun kahve içerken ki heykelini bulabilirsiniz. Lizbon'un en ünlü cafesine gelmişken ona kahveyle eşlik etmemek tabiki olmaz.



Cafenin içine girdiğinizde de pek çok içecek sizi karşılıyor olacak. Yalnız mekan oldukça kalabalık olduğu için servisin biraz yavaş olduğunu belirtmem gerek. Mekanın baktığı meydan da canlı performanslar sergileniyordu. 

Chiado ve Bairro Alto bölgesinde pek çok cafe, restaurant bulunmaktadır. Artık kafanıza göre bir mekanda gidip bir şeyler atıştırabilir ve içebilirsiniz.

Eduardo VII Park:

Biz buradan bir taksiye atlayıp Eduardo VII Parkına gittik. Eduardo VII Park'ın manzarası fotoğraftanda anlaşılacağı üzere tek kelimeyle harika. Lizbon'u tepeden gören bir manzaraya hakim. 





Biz buradan tam fotoğrafta görünen nehir kenarına kadar yürüdük. Eduardo VII Park'ta oldukça düzenli bir park. Eduardo VII Park'tan aşağı doğru inince sizi Marquis de Pompal Meydanı karşılayacaktır. Bu meydanın etrafında da pek çok otel bulunuyor. Lizbon'da konaklamak isteyenler için burası da güzel bir alternatif. Burası oldukça elit bir kısım ancak yine de Hotel Mundial'in yeri daha merkezi her yere yakın dolayısıyla burada yer alan oteller yerine orayı tercih etmenizi öneriririm.

Bu meydandan aşağı doğru inince Liberty Avenue caddesine geliyorsunuz. Burası oldukça şık bir cadde. Burayı Paris'in Champs Elysee'si veya Barselona'nın Paseo de Gracia caddesine benzetebiliriz. Prada, Marc Jacobs, Louis Vuitton gibi mağazalar bu cadde de yer alıyor. Şayet Türkiye'de daha önce gözünüze kestirdiğiniz bir ayakkabı veya çanta varsa burada tax free olarak alabilirsiniz. 





Caddeden dümdüz aşağıya doğru inmeye devam edince sizi Roisso Meydanı karşılayacak. Yine bu cadde üzerinde Hard Rock Cafe bulunuyor. Bizde Hard Rock Cafe'ye uğradık ama yemek için 1,5 saatlik bir sıra olduğunu söyleyince vazgeçtik. Hard Rock Cafe'nin paralel sokağında da güzel cafe ve lokantaların olduğunu belirteyim bu arada :)


Rossio Meydanında yer alan meşhur cafelerden birisi Cafe Nicola diğeri ise Cafe Suiça. Rossio Meydanındaki en güzel yapı ise şüphesiz Milli Tiyatro olan Teatro Nacional Dona Maria II.


Tiyatronun Av. Liberdade caddesine bakan çapraz kısmında da Rossio Tren İstasyonu bulunuyor. Buradan trene atlayıp Sintra'ya oradan da Cabo da Roca'ya giden otobüse binebilirsiniz.


Bu gece için planımız Türkiye'den ayırtmış olduğum fado gecesini dinlemekti. Lizbon denilince insanların aklına 3 şey gelmektedir. Bunlardan biri (f)utbol, diğeri (f)ado bir diğeri ise (f)iesta dır. 

Fado, 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanmış bir Portekiz halk müziği türüdür. Fado'nun tam bir çevirisi olmamakla beraber, kelime anlamı kadere veya alın yazısına yakındır.

Fado, balıkçı, kaşif ya da denizci olan sevgililerini, eşlerini denize uğurlayan ve onların geri dönmesini umutla bekleyen 19. yy Portekiz kadınlarının artık beklenen yakınlarının geri gelmemesi üzerine denize karşı yaktıkları ağıtlardan türemiştir. Bu nedenle Fado, derin acıların, hüzünlerin, özlemin, nostaljinin, mutluluğun ve aşkın ifade edildiği bir müzik türüdür.


Lizbon'da da pek çok fado evi bulunmaktadır. Yalnız burada  bazılarının sırf turistlere yönelik showlar olduğunu belirtmem lazım. Orjinal fado gecesi izlemek istiyorsanız Alfama semtinde bulunan fado gecesine gitmenizi tavsiye ederim.


Ben daha henüz Lizbon'a gitmemişken Lizbon'un en eski fado evi olan Parreirinha de Alfama 'yi ayarlamıştım. Mekanın en önemli özelliği Lizbon'un en eski fado evi olmasıdır. Burada kaliteli fado gecesi geçireceğinize eminim. Mekan Fado Musem (Müzesi)nin hemen karşı sokağında yer alıyor. 



Mekan oldukça sempatik, küçük ufak ufak masalar yer alıyor. Kişibaşı yaklaşık 30 Euro civarında bir fado gecesi yaşayabilirsiniz.


Ben tercihimi balıktan yana kullandım, karides tadanlardan oldukça memnundu ama sebzeli makarnayı seçenler pek memnun kalmadı. Sebze türlüsünü sanki makarnanın üzerine dökmüşler gibi bir görüntü vardı. Ama tercih tabi ki size kalmış :) 

Flaş yasak olduğu için anca bu kadar video çekebildim: 




Fado gecesi iyiydi hoştu, ama bizim gibi sürekli konuşan 7 arkadaş için pek uygun sayılmazdı. Meğersem fadonun kuralları varmış. Fadista veya Fadisti sahne bile denilemeyecek ufak bir yere çıkarken etraf karartılıyor, herkes sessiz oluyor ve onların performansı bitene kadar kimseden çıt çıkmıyor. Fadista/ Fadistiler tam dibimde şarkı söylediler. Performans sırasında yemek yemek, bir şeyler içmek, içeri girmek veya dışarı çıkmak kesinlikle yasak. Oysa ki biz daha eğlenceli bir şey bekliyorduk. Bizim gibi 7 kişi dayanamayıp kıkır kıkır gülmeye başladık tabi sanatçılar bize ters ters bakıyordu hatta artık bir arkadaşım dayanamayıp off ya bu ne askeri disiplin gibi dedi biz iyice koptuk.  Cep telefonlarımıza bakınca da sanatçılar bize kötü kötü baktı :)  Bizi restauranttan atmaları an meselesiydi :D Yani kısacası Fado dinlemek ciddi disiplin gerektirir. 

Neyse bu da hafızalarımızda ilginç bir deneyim olarak yer etti.


4. GÜN: 


Lizbon'a kadar gelip Avrupa Kıtasının en batı noktası olan Cabo de Roca'yı yani Roca Burnu'nu görmeden dönmek olmazdı. Şimdiye kadar hiç bir yurtdışı tatilimde bu kadar çok taksi kullanmamıştım. Ama zaten kalabalık olunca otobüs, tramvay, metro gibi ulaşım araçlarını kullanmaktan daha ekonomik bir hal aldı taksi. Bir de rahatlıkla taksinin Avrupa'da diğer ülkelere kıyasla daha ucuz olduğunu söyleyebilirim. 


Yine henüz Türkiye'den Portekiz'e gitmeden bir hafta önce, Cabo de Roca'ya gitmek için http://www.lisbontaxis.com.pt/ sayfasından toplam 7 kişinin sığacağı İngilizce konuşan şöförlü bir Mercedes Van ayarladım. Şöför bizi kararlaştırdığımız saat olan sabah 09.00'da otelimizden aldı.  Fikir vermesi açısından söyleyeyim sabah saat 9'dan öğlen 13.00'e kadar 4 saatlik kira bedeli olarak toplam 140 Euro ödedik. 7 kişi olunca 20 Euro gayet güzel bir rakam. Şoförde gayet kibar birisiydi, bu servisten oldukça memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Şayet kalabalıksanız Sintra ve Cabo de Roca'ya gitmek için bu hizmeti kullanın derim.


Ulaşım: 

Sintra ve Cabo de Roca'ya gitmek sanıldığı kadar kolay değil. Sintra'nın simgesi olan Pena Palace yani Pena Sarayı'na gitmek için ayrıca ulaşım aracı kullanmanız gerekecek. Cabo de Roca'ya Lizbon'dan maalesef doğrudan ulaşım bulunmuyor. Cabo de Roca'ya gitmek için Rossio Tren İstasyonundan Sintra'ya giden trene binmeniz gerekiyor. Bu yolculuk yaklaşık 50 dakika sürüyormuş, oradan da Cabo de Roca'ya giden otobüse binmeniz gerekiyor. Bu yolculukta yaklaşık 50 dakika falan sürüyor. Yolun dar ve virajlı olduğu gözetildiğinde bir de otobüs doluysa  pek hoş bir otobüs yolculuğu olmayacağı kesin. Bir de gerek Cabo de Roca'ya giden ve oradan dönen otobüs seferleri sayısı sık değil. Bazen saatte 1 hatta akşama doğru 1,5 saatte 1 oluyormuş. Dolayısıyla tren ve otobüsle giderseniz neredeyse günün büyük bir bölümünü yemiş olacaksınız. 

Sintra:

Sintra merkeze yaklaşık olarak 40 dakikalık bir yolculuktan sonra eldik. Sintra gerçekten de tam bir masallar şehri. Sintra merkez bana biraz İtalya'yı da anımsattı. Sintra merkezde Sintra National Palace yer alıyor. https://www.parquesdesintra.pt/en/parks-and-monuments/national-palace-of-sintra/ dan sarayı görebilirsiniz.






Sintra Merkez'de yer alan bir restaurant:



Pena Palace- Pena Sarayı- Pena Şatosu:

Burada biraz dolandıktan sonra asıl merak ettiğimiz kendinizi resmen masal şatosunda hissedeceğiniz Pena Palace'a gittik. Pena Sarayı Disney şatosu gibi oldukça romantik bir şato. Saray, Sintra kasabası üzerinde bir tepenin üzerinde bulunmaktadır. Şatoya gidebilmek için milli park girişinde bulunan gişeye gelip bilet alıyorsunuz. Şatoya çıkan shuttledan da yaralanmakta istiyorsanız bunun için ekstra bir ücret ödemeniz gerekiyor. Bence adrenaline hiç gerek yok paşa paşa shuttle bileti de alın ve şatoya milli parktan öyle çıkın. Yoksa oldukça yorulacağınıza ve vakit kaybedeceğinize eminim. Shuttle her 15 dakikada 1 kalkıyor. 


Hava bulutlu değilse şatodan Lizbon'da görülebiliyor. Saray UNESCO Dünya Miras Listesinde yer almakla birlikte Portekiz'in harikası olarak gösterilmektedir. Ayrıca resmi günlerde Cumhurbaşkanı ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da anılan saray kullanılmaktadır. 







Sarayın içi gerçekten de çok güzel hepimiz kendimizi çizgi filmlerde görmüş olduğumuz şatoların içinde gibi hissettik ve kısa bir süre olsa da anılan şatoda masal kitabının içinde yer almaktan mutluluk duyduk :) 


Yurtdışında kartpostal atmaktan zevk duyuyorum burada da Pena Sarayı'nın kafeterya bölümünde ben kart yazarken: 

Yani Lizbon'a kadar gelmişken bence Pena Palace ve Coba de Roca'yı ziyaret etmeden kesinlikle dönmeyin. İkiside apayrı bir deneyim.


Şato çıkışında sizi kafeterya bekliyor. O güzel manzaraya karşı kahve içmekte paha biçilemezdi.Sonra tekrar milli park girişine gitmek için shuttle a binip, tepe aşağı indik.


Milli parkın girişinde bizi daha önce ayarlamış olduğum şöförümüz bekliyordu ve Cabo de Roca'ya doğru yola çıktık. Yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk sonrasında da Coba de Roca'ya geldik. 





Coba de Roca'yı ben çok beğendim hatta hayatımdaki en keyif aldığım anlardan birini yaşadığımı söyleyebilirim. Yalnız öyle bir rüzgar vardı ki bizi alıp savuracaktı :)  Tabi buraya gelip aranızda hiç beğenmeyenlerde olabilir. Bu tamamen sizin ne beklediğinizle alakalı bir durum. Karşınızda hırçın Atlas Okyanusu, falezler, dalgalar, rüzgar sesi sizi tüm ihtişamıyla bekliyor olacak. 





Sonsuzluk karşısında kendinizi adeta bir "hiç" hissediyorsunuz. Uçsuz bucaksız okyanus sizi alıp derin duygulara götürüyor. Coba de Roca'da başka ne var derseniz deniz feneri var, ufak bir kafeterya var bir de buraya geldiğinizi gösterir sertifika alabileceğiniz bir dükkan bulunuyor. Buradan yaklaşık 10 Euro karşılığında sertifikanızı alıp üstüne isminizi yazdırıyorsunuz.

Bu da arkadaşımın sertifikası:



Yine buradan kartpostal alıp sevdiklerinize atabilirsiniz. Avrupa Kıtasının en batı noktasından kartpostal atmak ve üzerinde bunun damgasının basılı bulunması güzel bir anı olacaktır elbet. 
Buradaki gezimizi de tamamladıktan sonra şoförümüz bizi Cascais üzerinden Belem'e doğru yol aldı. Cascais, Lizbonluların akın ettikleri sayfiye mekan. Burası Lizbon'a yaklaşık olarak 50 dakika uzaklıkta, Şayet yüzmek istiyorsanız burada yer alan güzel sahillerden birine konumlanın derim. 

Çok güzel cafeler ve publar var. İnsanlar dalgayı da fırsat bilerek biz ordayken sörf yapıyorlardı.



Belem:

Torre de Belem:


Belem'in meşhur simgesi Belem Kulesi yani Torre de Belem'dir. Lizbon hakkında araştırma yaparken görsellerde genelde Belem Kulesi çıkar. Belem Kulesi Lizbon'un Belem bölgesinde bulunan tarihi bir kuledir. 16. yüzyılın başlarında Portekizli kaşif Vasco de Gama anısına yapılmıştır. Kule 1983'te Jeronimos Manastırı ile birlikte UNESCO  Dünya Miras Listesi'ne alınmıştır. 
Biz kulenin dışında güzel pozlar yakaladık ama içine girmedik.





25 Nisan Köprüsü- 25 de Abril Bridge: 

San Francisco'da bulunan Golden Gate Köprüsünün tıpkısının bir benzeri Lizbonda da bulunuyor. Köprünün mühendisleri aynıymış ve buradaki ismi 25th April yani 25 Nisan Köprüsü. Bu köprü Tejo Nehri üzerine kurulmuş bir asma köprüdür. Bu köprüden geçerek Amada'ya ulaşmaktasınız.


Padrao dos Descobrimentos- Kaşifler Anıtı: 

Belem Kulesinden Köprü hizasına doğru yürürken karşınıza Kaşifler Anıtı yani  Padrao dos Descobrimentos çıkmaktadır. Bu anıt Coğrafi Keşifler anısına yapılmış olup, anıt gemilerin 15. ve 16. yylarda bilinmeyen yönlere doğru sefere çıktıkları Tejo Nehri kenarına yapılmıştır. Kaşifler Anıtında 30 kişi yer almaktadır. En önde yer alan kişi Prens Henry olup, Vasco de Gama, Pedro Alvares Cabral gibi değerli denizciler de bulunmaktadır.



Biz Kaşifler Anıtının hemen sağ tarafında yer alan restaurantta yani Espaço Espelho d'Água 'da oturduk hava da şansımıza çok güzel olduğundan dolayı açık havada oturduk. Sanki Boğaz'da oturuyormuşuz gibi bir his yarattı. Pizzaları da oldukça nefisti.



Jeronimos Monastery - Jeronimos Manastırı: 


Açlığımızı yatıştırdıktan sonra nehir kenarında değil de, caddenin diğer tarafından yer alan Jeronimos Monastery yani Jeronimos Manastırı'na gittik. Şehrin en önde gelen sembollerinden biri olan Manastır, manuelin tarzın en başarılı örneklerindendir. 1983'te UNESCO Dünya Mirasları Listesine alınmıştır. İnşası sırasında her yıl 70 kg. altına mal olmuş, yapımı baharat ticaretiyle finanse edilmiştir. Keşiflerle gelen etkilenmenin Gotik ve Rönesans arzlarıyla karışmasından oluşan Manuelin dönemi mimarinin tipik bir örneğidir. 1501 yılında başlanan inşaat 70 yılda bitirilmiştir. Jeronimos Manastırına da girmek ücretli ve manastır girişinin sağ kısmında bir kilise yer alıyor. Ben manastırdan ziyade bu kiliseye gitmenizi tavsiye ederim. Burada Vasco de Gama'nın mezarı bulunuyor. 



Manastır ve kilise gezimizi de tamamladıktan sonra arkadaşlarım hemen manastırın önünde bulunan fayton gezisine katılmak istediler. Ee bende çoğunluğa uyup bindim, kişibaşı 9 Euro ödedik. 
At gezisi bence biraz anlamsızdı pony gibi bir şeydi o kadar yavaş gidiyordu ki yürüsem kesinlikle daha hızlı giderdik :D




Pasteis de Belem:

Lizbon'da mutlaka yapılması yani gidilmesi gereken yerlerde ilk sırayı çeken Pasteis de Belem'e gittik. Zaten manastırın olduğu caddeden düz devam edince karşınıza çıkan kalabalıktan buraya geldiğinizi anlarsınız. Lizbon sokaklarında bu tatlıya rastlayabilirsiniz ama onlar Nata tatlısı olarak adlandırılıyor. Bu tatlının çıktığı yer yani orjinali burada satılıyor. Bir rivayete göre Jeronimos Manastırının rahipleri tarafından bu tatlının yapımına başlanmış ve bu ünlü tartın tarifini sadece 3 kişi biliyormuş. Bu 3 kişi aynı anda başlarına bir şey gelebilir diye birlikte seyahate bile çıkmazlarmış. Başka yerde şubesi bulunmuyor bu tatlıyı alabilmek için yaklaşık olarak yarım saat sıra beklemeniz gerekiyor. Bu pastanede iki tane sıra olduğunu belirtmem lazım şayet oturup yemek istiyorsanız içeriye girip orada sıra beklemeniz lazım, bir de take away sırası var ikiside oldukça kalabalık. Bizde yarım saat bekledikten sonra sıra geldi ben 5 tane Belem tatlısı aldım bir daha yiyemem diye. Tatlı oldukça lezizdi. Altı milföy hamuru, üstü fırından yeni çıkmış muhallebi gibiydi. Tatlıyla birlikte tarçın ve pudra şekeri de getiriyorlar. Üstüne serpip afiyetle yiyin :) İnsanlar genelde pastaneden tatlıyı alıp hemen yanında bulunan Starbucksta oturup kahvelerini yudumluyorlardı. 




Tatlıyı oldukça beğendim yalnız bu tatlının raf ömrü kısa olduğu için şayet Türkiye'ye döneceğiniz son gün alırsanız getirebilirsiniz yoksa bozuluyor. Tabi bir de sıcakken daha güzel olduğunu belirtmeliyim. Biz Türkiye'ye dönerken free shopta satılan Nata tatlısından kutu kutu aldık. Tabi başka bir markanın. Her ne kadar burada satılan kadar lezzetli değilse de, fena değildi. 

Cristo Rei- Hz.İsa Heykeli:

Belem'deyken köprünün karşı ayağında bulunan İsa Heykeli dikkatimizi çekti. Dünyada bu tarz heykeller baya az bir tanesi de Rio de Janeiro'da bulunuyor. Karşı kıyıya gitsek mi gitmesek mi diye karar verememişken gitmeye karar verdik ve Belem'den taksiye atladık ve karşı kıyıda yer alan Amada'ya geçtik böylece 25 Nisan Köprüsünden de geçmiş olduk. Belem'den  heykel taksiyle 20 Euro tuttu. Yalnız gittiğimizde hava kararmak üzereydi, bir de gittiğimizde ne görelim heykel bir parkın içerisinde yer alıyor ve parkın saati kapanmış. Parkın girişinde kocaman bir demir kapı var. Kapının yan tarafında da bir kulübe var, kulübe de bekçi. Bekçiye baya bir dil döktük sırf bu heykeli görmek için geldiğimizi, bunun için taksiye bir sürü para verdiğimizi turist olduğumuzu vs... Neyse ki bekçi çok iyi birisi çıktı ve bizi çok durmamak kaydıyla parka aldı biz de koşa koşa heykelin önüne gittik. Bizi burada muhteşem bir Lizbon manzarası ve köprü manzarası bekliyordu, güneş tam batıyordu. İyi ki buraya da gelmişiz dedik. Sonra parktan çıkarken bekçiye çok teşekkür ettik. Yalnız hava artık baya kararmıştı ve parkın önü de ıssız bir yerdi. Neyse ki bekçi bizim için taksi durağını aradı ve bize 2 tane taksi çağırdı. 









Taksiyle tekrar Lizbon merkezde yer alan Praço de Comercio'ya gidip meydanda yer ala cafelerden birinde bir şeyler içtik. Daha sonra Lizbon'da son gecemiz olduğu için tekrar Rua Agusta, Rossio meydanı vb. yerlerde gezdik. Rossio Meydanı'nda bulunan National Theatre'ın arka taraflarında bulunan hareketli bir sokak gördük ve bir İtalyan restaurantına gittik ismi Restaurante Da Vinci'ydi. Yemekleri fena değildi ama bence sakın kalamar almayın. Bizim hayalimizde kalamar tava varken anlamsız bir kalamar geldi çoğu kişi yiyemedi bile. 

5. GÜN:

Bugün son günümüz ve yaklaşık olarak yarım günümüz olduğu için serbest zaman şeklinde ayarladık ve daha az yorulduk. Lizbon'da yapılması gereken bir diğer aktivite de 28 numaralı sarı tramvaya binmektir. Bu tramvaylar adeta şehrin simgesi haline gelmiştir. Bizde otelin önünden 28 numaralı tramvaya binerek Sao Jorge Kalesi'ne doğru çıktık. Tramvay Alfama mahallesinden süzülerek yukarıya doğru çıktı, Tramvayın pek bir numarası yok ama hop on - hop off otobüslerine binme niyetiniz varsa onun yerine buna binin şehrin önemli yerlerinden geçiyor bu tramvay. Alfama 12. yydan kalma bir semt ve aynı zamanda fadonunda doğuş yeri. 



Tramvayla kalede inince bir teras yakaladık. Lizbon'da manzaralı pek çok teras var bunlara mirador ismi veriliyor. Orada bir kahve alıp güzel manzaraya baktık. Daha sonra hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçerek Kaleye doğru tırmandık. Bu kale şehri en güzel göreceğiniz noktalardan birisi. 




Bu arada Lizbon'da hediyelik eşya satan dükkanlarda veya resimlerde çoğu zaman horoz resmi göreceksiniz. Daha sonra horoz efsanesini de öğrenmiş olduk. Barcelos Kasabası’nda meydana gelen bir mucizevi öykü horoz’u bu ülkenin milli sembolü haline getirmiş. Yakışıklı bir genç Barcelos Kasabası’nda bir handa geceliyormuş. Hanın sahibinin kızı bu gence görür görmez aşık olur ancak genç onunla hiç ilgilenmez. Buna fena halde içerleyen kız gizlice değerli takılarını gencin heybesine koyar ve ‘çaldı’ diye ihbar eder. Genci zindana atarlar fakat durmaksızın “Ben suçsuzum, bir şey yapmadım!” der. Sonunda tam idam cezası infaz edilecekken gencin yakarmalarına dayanamayıp o esnada kızarmış bir horozu yemekte olan yargıcın huzuruna getirirler. Genç yine “ben suçsuzum bir şey yapmadım!” der ve horoz birden canlanıp ötmeye başlar. Bunun üzerine yargıç derhal genci serbest bıraktırır. Bu efsane sebebiyle de her yerde horoz göreceksiniz. 



Bizde hediyelik eşya satan dükkanlardan alışverişimizi yaptıktan sonra Alfama sokaklarından kıvrıla kıvrıla Praço de Comercio'ya indik. Bu arada buradaki binaların - evlerinin dışının değişik rengarenk mozaiklerle kaplı olduğunu göreceksiniz. Alfama bölgesini Küba'ya benzeten bloglara da denk gelmiştim ama bence hiç öyle bir ruhu yok burasının. Burası kanımca klasik eski şehirlerin bulunduğu alanlardan. 




Praço de Comercio ve Rua Augusta da bir daha tur attıktan sonra otelimize dönüp valizleri alıp, havalimanının yolunu tuttuk. Bu sefer Van bulamadığımızdan dolayı 2 ayrı taksi tuttuk ve taksi başına 10 Euro'ya havalimanına gittik. 

Bu yazımda Lizbon'da gidilmesi gereken restaurant-cafeleri genel hatlarıyla yazdım ama Lizbon lezzet durakları aşağıda size kısa tüyolar vereyim  :)


Arkadaşım Vasco: 

Yazımı noktalamadan önce size hazine değerinde bilgiler de aktarayım. Her yeri yerlisi daha iyi bilir. Bende bu yüzden Vasco'ya sordum, senin Lizbon'un nerelerdedir? Nerelere takılırsınız, nerelerde yemek yersiniz diye. Birçoğu bizde denedik ama aralarında vakitsizlikten gidemediklerimiz de oldu ama bence bu liste kaçmaz benden söylemesi ;) 

Yerel Tavsiyeler- Yerel Lezzetler:

a) Restaurant Ramiro:Ramiro hakkında yukarıda ayrıntılarıyla bilgi vermiştim. Burası Lizbon denilince gidilmesi gereken tek deniz ürünleri restaurantı. Yalnız her zaman dolu, yemek kalitesi mükemmel. Adresi Avenida Almirante Reis no:1. Ramiro'da denenmesi gerekenler : - Camaroes All Guillo (Zeytinyağında Karides) - Camarso Tigre (Jumbo Karides)
b) Restaurant Mercado do Peixe: Şayet balık seviyorsanız burası sizin için en iyi seçenek olacaktır. Masanıza gitmeden önce istediğiniz balığı seçiyorsunuz ve onlar sizin için pişiriyor. Yalnız burası Lizbon merkezde değil. Ajuda denilen semtte yer alıyor. Pazar günleri mekanın kapalı olduğunu da size belirteyim. Yerini bulmakta pek kolay değil ama taksi şoförüne mekanın ismini söylerseniz eminim sizi oraya götürecektir. Mekan Estrada Pedro Teixeira – Vila Simão – Camarão da Ajuda adresinde yer alıyor. 

c) Restaurant “Os Courenses”:  Burası oldukça geleneksel bir restaurant ve yemekleri de oldukça leziz. Üstüne fiyatları da pahalı değil. İnsan daha ne ister :) Adresi: Rua José Duro, nº 27- D. Semtin ismi Alvalade olarak geçiyor. Izgara yemekleri enfes ve içeride eminim hiçbir turist bulamayacaksınız. 
d) Restaurant Café de São Bento : Eğer güzel ve kaliteli steak yemek istiyorsanız mutlaka buraya gelmelisiniz. Burasının da oldukça popüler olduğunu belirtebilirim. Meclisin ön tarafında yer aldığı için genellikle politacılar tarafından tercih edilmektedir. Adresi: Rua de S. Bento n-º 212. Şayet steak yemek için buraya geldiyseniz klasik olan Traditional S. Bento Steak'ten sipariş verip midenize indirin. 
e)Restaurant Cantinho do Avillez : Burası Lizbon merkezde  Chiado yakınlarında yer alıyor. Restaurant çok pahalı değil ve Şef mükemmel. Şefin Portekiz'de oldukça meşhur olduğunu da belirteyim. Şefin ismi Jose Avillez. Yemekler mükemmel ortam sıcak ve güzel. Aynı şefin bu restauranta yakın "Belcanto" isminde bir restaurantı olduğunu da belirteyim. Burası aynı zamanda 1 yıldızlı bir Michelin Lokantası. 

Aynı şefin Cervejaria da Esquina” isminde de Rua Correia Teles, 56, Campo de Ourique adresinde yer alan bir deniz ürünleri restaurantı bulunuyor. Ramiro kadar güzel olmasa da burası da güzel ve fiyatları pahalı değil.

f) Restaurant “Bica do Sapato”: Burası da güzel manzaraya hakim güzel yemekleri olan bir restaurant. Aynı zamanda sushi severlerin mutlaka uğraması gereken bir mekan, farklı sunumları bulunmaktadır. Nehir kenarında yer aldığı için manzarası çok güzel. Burası pahalı bir restaurant ancak oldukça moda olan bir yer. Yemekteki son trendleri burada bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Adresi: Av, Infante D. Henrique – Armazém B – Santa Apolónia.
g) Restaurant Tasca da Esquina: Şayet klasik Portekiz yemekleri tatmak istiyorsanız burası mükemmel bir restaurant. Porsiyonları küçük ama fazlaca tabakta lezzetleri deneyebiliyorsunuz. Burasının da sahibi Portekizde meşhur olan Vitor Sobral isimli bir şefe ait. Burası da Pazar günleri kapalı.  Adresi: “Rua Domingos Sequeira 41C - Campo de Ourique”. 
h) Restaurant “Sinal Vermelho: Burası Lizbon'un popüler duraklarından olan Bairro Alto bölgesinde yer alıyor ancak burasının biraz turistik olduğunu da belirtmem gerek. Yemekler güzel fiyatı da uygun. Burada yemeğinizi yedikten sonra yine aynı bölgede bulunan Publara gidebilirsiniz. 
i) Restaurant “Salsa e Coentros”: Bu restaurantta tipik Portekiz yemekleri sunan bir yer. Turistik bir yer olmadığını da belirteyim, yemekleri enfes. 
j) Pasteis de Belem: Yukarıda ayrıntılarıyla anlattığım pastane. Lizbon'a gelip buraya gitmeden dönmek asla olmaz.

Vasco'nun Tavsiyeleri: 

-Şayet Cantinho do Avillez veya Sinal Vermelho'ya  akşam yemeği için gidecekseniz “Bairro Alto Hotel”e gidin ve hotelin roofunu sorun. Orası gerçekten de çok güzel ve küçük bir kahve-barı var. Yemekten önce nehre karşı bakarak bir bardak şarap içebilirsiniz. Buradan sonra da akşam yemeğine gidebilirsiniz. -Bar için Bairro Alto bölgesinde bulunan herhangi bir barı tercih edebilirsiniz. Ama Bar Cais do Sodré yani "pink" -pembe sokakta yer alan Bar da Velha Senhora gitmek için biraz değişik ve ilginç bir bar.

-Şayet Lizbon'da gecelere akmak isterseniz o zaman tercihinizi ünlü olan "Lux" isimli gece kulübünden yana kullanın. Burası oldukça hoş ve trendy bir mekan, nehrin kenarında yer alıyor adresi ise Av. Infante D. Henrique, Armazém A, Cais da Pedra a Sta. Apolónia.

-"Bu yerlerin hepsi güzel artık biraz da sizin ne yemek istediğinize kalmış. Ancak Cantinho do Avilez ve Sinal Vermelho merkezde olmaları sebebiyle de güzel bir seçim olacaktır. Ama deniz ürünleri için tercihiniz Ramiro'dan yana olsun. Bica do Sapato'da güzel bir seçim ancak nehir kenarında olması sebebiyle de biraz pahalı." 

-Nehrin güzel manzarasını görmek istiyorsanız akşam saat 19.00 civarı  Mercado Chão do Loureiro – São Cristovão'da bulunan "Zambeze" isimli restauranta gidin. Buradan manzaraya resmen hayran olacaksınız restauranta herhangi bir para ödemeden bu manzarayı izleyebilirsiniz. Çünkü burası yanında restaurant olan halka açık umumi bir yer. 

Böylece güzel bir gezimiz daha sona ermiş oldu. Darısı diğer güzel seyahatlere olsun :)
 Ne de olsa hayat gezince güzel ;) 

20 yorum:

  1. Birgül TAVŞAN KAYIRAN1 Nisan 2015 11:16

    Bu yolculuğa bizzat katılmış kişilerden biri olarak içtenlikle belirtebilirim ki; gezdiğimiz Lizbon'u anlatmakta eksiği yok fazlası var Gökçe'nin����Mükemmel bir anlatımla her yerde bulamayacağınız bilgiler vermiş Gökçe�� Biz çok şanslıydık ki bu seyahatte Gökçe rehberlik etti bize; en ala rehberden de iyi tanıttı bize Lizbon'u...Emeğine,ağzına sağlık Göky,harikasın��������

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. herşey sizlerle güzeldi teşekkürler Birgül'cüm :)

      Sil
  2. Emeğine saygı duyarak, teşekkür ederim. Çok ilginç detaylar vermişsin. İki tane de vurgum var: Şu "anılan" sözcüğünü çok sevme bence, sanki biraz fazla kullanmışsın. Bir de Gülbenkyan Müzesi'nden bahsetmişmisin, ben mi kaçırdım?

    YanıtlaSil
  3. Ben teşekkür ederim yorumunuz için. Tamam "anılan" kelimesine dikkat edeceğim :) Müze konusunda haklısınız orası Lizbon'un en önemli müzesi bizim gitme fırsatımız olmadı ama yine de bahsedebilirdim :)

    YanıtlaSil
  4. sevgili gökçe
    14-17 kasım arasında, ortaokul başından başlayan dostluğu olan 8 kadın (yaş 58) lizbon seyahati yaptık. neredeyse 6 ay öncesinde promosyonlu thy bileti aldığımızda lizbon'u nasıl gezeceğimize ilişkin genel kültüre dayalı bilgiler dışında kafamızda bir şey yoktu. internette gezerken ''gökçe'nin seyir defteri'' ne denk geldim ve seyahatimizin planında sizin tecrübenizden tümüyle faydalandık. oradaki ''uygulama'' sırasında da bizim gezme pratiğimizle sizinkinin neredeyse tam uyuşmuş olduğunu anladık.
    ben de ufak bir katkım olsun diyerek günlük porto gezimizi eklemek istedim.
    bu maili asıl yazış sebebim porto deneyimlerimizi aktarmak değil. size teşekkür etmek istedim. insanın seyahatini daha sonra yazıya dökmesinin aslında çok keyifli olmadığını ama bunun paylaşılınca ve deneyimin önem taşıdığını görünce bir heves doğurduğunu düşündüm.
    iyi ki üşenmeyip yazmışsınız. sık seyahat eden biri olarak bundan sonra her seyahat öncesi bloğunuza bakacağımı bilin istedim.teşekkürler.
    hayatınız keyifli geçsin dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emel Hanım bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim gerçekten çok mutlu oldum. Sizinde hayatınız keyifli geçsin ve hep daha fazla güzel tatilleriniz olsun. Evet bazen insan yazmaya üşeniyor ama yazınca da güzel sonuçlar çıkıyor. Kendinize iyi bakın selamlar.

      Sil
  5. Sevgili Gökçe, teşekkür etmek istedim. Lizbon gezimizde notlarınızdan çok faydalandık, özellikle Fado gecesi ve Vasco'nun tavsiyelerinden çok memnun kaldık. Paylaşımınız için, emeğiniz için çok teşekkürler. Sevgiyle kalın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize ve faydalanmanıza çok sevindim ... siz de kendinize iyi bakın selamlar

      Sil
  6. lizbon gezilecek yerlerini oldukça güzel özetlemişsiniz. resimlerde göze çok hoş geliyor, tebrik ediyorum oldukça iyi bir rehber oldu bizim için de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için bir nebze de yardımcı olabildiysem ne mutlu bana 😊

      Sil
  7. Keyifle okudum ve her tavsiyeyi not aldım. Biz de 10 eylülde Lizbondayız.. emeğinize sağlık sevgili meslektaşım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler size de şimdiden iyi tatiller diliyorum biz çok sevdik eminim siz de seveceksiniz Lizbon'u 😊

      Sil
  8. Gökçecim çok iyi gezmişsiniz ve harika bir yazı olmuş. Mayısta başucu rehberim olacak ;) Emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Lizbon güzel bir şehir eminim beğeneceksiniz 😀 Benimde bu sene için bir ayarlama yapmam lazım ama henüz yapmadım😅

      Sil
  9. Şu anda lizbon'dayım.Senin rehberliğinde desem abartmış olmam herhalde.Arkadaşın Vasco'ya da selamlar... yerel lezzet noktalarını kimse bir portekizli kadar iyi tarif edemez.iyi ki senin arkadaşın olmuş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler sevindim 😀 Umarım süper bir tatil geçirirsiniz Vasco'da teşekkür etti 😀

      Sil
  10. ilk kez bir toplantı için gidiyoruz, yazınız bize çok yararlı olacak:) Tskler... Anıl

    YanıtlaSil
  11. İyi günler Gökçe Hanım;
    Bir hafta sonra bizde Lizbon'a gideceğiz. Yazınız çok güzel olmuş ellerinize sağlık. Sintra gezisiyle ilgili bir sorum olacaktı size. Siz Sintra gezisini 4 saat yapmışsınız. Belirttiğiniz taxi ile iletişime geçtik 4 saatin yeterli olmayacağını söylüyor. Çok fazla zamanımız yok onun için fazla zaman ayıramayacağız. 4 saatlik bir gezi SINTRA+CABO DA ROCA+CASCAIS için yeterli olur mu? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ali bey merhaba Cascais’te biz mola vermedik sadece arabayla geçtik trafikten bizde de biraz uzamıştı ekstra ücret vermiştik isterseniz yarım gün ayarlayın

      Sil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil