14 Aralık 2015 Pazartesi

KASTAMONU & SİNOP GEZİSİ

KASTAMONU & SİNOP:

KASTAMONU:

Açıkçası Kurban Bayramında bir yere gitme planım yoktu. Bir gün eşim ne dersin Kastamonu'ya gidelim mi dedi. Bende "Kastamonu'mu, nereden çıktı, çocuklarla rahat eder miyiz" falan derken bir bakmışım kalacak yer ve gezilecek - görülecek yerleri araştırmaya başlamışım. Böylece 3 günlük kısa bir tur ayarladım.

Ankara'ya arabayla sadece 2,5 saat uzaklıktaki yere gitmemem gerçekten de ilginçti. Bir de Kastamonu'yu kafamda tipik Anadolu şehri diye tasvir ederdim. Ama gidince yanılmışım ve iyi ki gitmişiz şimdiye kadar neden gelmemişiz diye düşündüm. 

Ilgaz Dağı'ndan geçerken enfes manzaralar sizi bekliyor: 



Kastamonu'lu arkadaşım Seçil'le Kastamonu hakkında konuşurken, kendisi Sinop'a yeni yol açıldığını ve 2 saatte Sinop'a gidebileceğimizi söyledi. Bende bunun üzerine hemen Sinop'u da listeye ekledim. 

İkiz bebeklerle çekirdek aile olarak ilk tatile gidişimiz, daha doğrusu ilk otel tatilimiz olacaktı. O yüzden rahat edebilir miyiz diye biraz  endişeliydim. 3 günlük geziye çıkmamıza rağmen,  bizi görenler herhalde uzun bir tatile çıktığımızı düşünebilirdi. 2 bebek olduğu için çifter çifter kıyafetler, yedekleri, yolda atıştırmalıklar, biberonlar ıvır zıvır derken bir dünya eşyayı bavullara ve arabaya koymuştuk.

Kurşunluhan - Konaklama: 

Öncelikle bebeklerle ilk otel tatilimiz olacağı için nasıl bir otelde rahat edebiliriz araştırmalarına başladım, havalar da o tarihte fena olmadığı için bir handa konaklamaya karar verdik ve seçimimiz Kastamonu'da meşhur bir han olan "Kurşunluhan" oldu. Önce at çiftliklerinin olduğu Daday'da mı kalsak diye düşünüyordum ama iyi ki tercihimizi merkezde yer alan Kurşunluhan'dan yana kullanmışım. 

Otelin kendi sitesinde bayram için daha yüksek bir fiyat veriliyordu. Booking otelin kendi sayfasına göre daha uygun bir fiyat verdiği için rezervasyonumu her zamanki gibi www.booking.com dan yaptım. 

Gittikten sonra anladım ki iyi ki burayı seçmişiz. Biz iki bebekli olduğumuz için mecburen iki oda tuttuk çünkü gece uykuları hala oturmadığından dolayı sık sık uyanıp, birbirlerini uyandırıyorlar. Bebekler birbirlerini uyandırmasın diye iki oda tuttuk. Gitmeden bir kaç gün önce aradım ve park yatak ayarlamalarını, odalarımızı yan yana istediğimizi rica ettim. Onlarda da ellerinde 1 park yatak bulunduğunu, diğer odaya ek yatak koyacaklarını belirttiler.







Otele gittiğimizde ek yataklar yerleşmişti, odalar pırıl pırıldı, park yatak temizdi, ayrıca çocuklu olduğumuz ve ihtiyacımız olduğu için ekstra pek çok yastık talebimiz olmamasına rağmen yerleştirilmişti. Bu sebeple otele kesinlikle 10 yıldız veriyorum ve çocuk dostu bir otel olduğunu belirtebilirim.  Odalar ve banyolar ise oldukça genişti. Hatta şimdiye kadar bir otelde gördüğüm en büyük banyoya sahip olduğunu da söyleyebilirim. Otel hem otantik, akşam hanın ışıkları yanınca da romantik. Şansımıza hava güzel olduğu için etrafımızdakiler romantik yemek yerken bizde iki bebekle ağlama sesi eşliğinde yemeklerimizi yedik :D Otel hem sizi alıp eski zamanlara götürüyor hem de tam merkezde. Otelden çıkar çıkmaz merkezdesiniz, çarşılar lokantalar hepsi etrafınızda. Kahvaltısı da açık büfe şeklinde, malzemeleri ise bol ve oldukça lezzetliydi.  Yani Kastamonu'ya gelirseniz kesinlikle tercihinizi bu otelden yana kullanın derim.  600 yıllık bir konakta konaklamak güzel bir deneyim oldu. 

Alışveriş- Gezme:


Otelden çıktıktan sonra Karaçomak Çayı kenarında yürüyüş yaptık. Burada bir köprü de bulunuyor.  Burası otele sadece 5 dakika yürüme mesafesinde. 




But first let me take a selfie :D



Burada sağlı sollu dükkanlar ve biraz ileride Barutçuoğlu Alışveriş Merkezi bulunuyor. Ama Kastamonu gibi otantik bir şehre geldiyseniz tavsiyem öncelikle otantik dükkanları gezmeniz. Merkezde yer alan Münire Sultan Sofrasının hemen arka tarafında ise El Sanatları Çarşısı bulunuyor. 




Kastamonu'ya gelmişken buraya  özgü el dokuma fanilalardan almanızı tavsiye ederim. Bana seneler önce hediye gelmişti oldukça sıcak tuttuğunu belirteyim. Bu dükkanda da yaklaşık yarım saatimi geçirdim.


Kastamonu'nun pastırması, Taşköprü sarımsağı, çekme helvası meşhur. Her yerde bu mağazaları görebilirsiniz. Kastamonu'ya gelmişken hediyelik helva ve pastırmalarınızı götürmeyi unutmayın. Ben her ne kadar pastırmanın sadece Kayseri'de meşhur olduğunu sansam da yanılmışım. 





Pastırmalarımız hazırlanırken: 



Biz çocuklar pusette uyuyakalınca Nasrullah Cami'nin hemen yan tarafında yer alan meydanda bulunan çay bahçesinde çay içip etrafı izledik. Bende bu vesileyle hemen sosyal medyaya daldım :D 






Bu da çocuklarımıza hatıra olması açısından burada dursun :D 





Onun dışında Kastamonu Kalesi'ne çıkabilir ve baya büyük olan Hükümet Meydanında dolanabilirsiniz. 






Meydanın hemen karşısında bu ufak şirin turist information'ın bulunduğunu da belirteyim. 



Yemek:

Yemek konusuna gelince Kastamonu'da tirit, banduma ve etli ekmek denemeden kesinlikle dönmeyin.

Tirit konusunda Tripadvisor'da da tavsiye edilen Tirit isimli lokantaya mutlaka gidin. Burası hemen otelin arka tarafında kalıyor. Dışarıdan bakınca tam esnaf lokantası görünümünde. Duvarı fayanslarla kaplı bir lokanta. 





Onun dışında Vedat Milor'un tavsiye ettiği Münire Sultan Sofrası var. Burada yerel pek çok yemeği tadabilirsiniz. Mekanın ambiyansının da oldukça güzel olduğunu belirtebilirim. 

Yine Kurşunluhan'a oldukça yakın konumda bulunan 1479'dan beri ayakta bulunan Cem Sultan Bedesteni ve Penbe Han'a da uğramadan Kastamonu'dan dönmeyin. Penbe Han'da bir Türk kahvesi içerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz. 

Ama gerek banduma, gerek tirit, gerekse etli ekmek Şadibey Çiftliğinde kesinlikle daha güzeldi. Biz Şadibey Çiftliğine en son gün gittik ve günümüzün çoğunu orada geçirdik. O yüzden Şadibey Çiftliği'ne birazdan değineceğim. 

Daday- Şadi Bey Çiftliği:

Daday Kastamonu'nun kuzeybatısında il merkezine yaklaşık 30 km uzaklıkta yer alan bir ilçe olup, at çiftlikleriyle meşhur. Bizim gitme fırsatımız olmadı ama Daday merkeze gidenler Memiş Etli Ekmek ve Pide Salonu'na uğrasınlar. Etli ekmeklerinin ününü baya kimseden duydum :) 

Daday'da birden çok at çiftlikleri bulunuyor ama Kastamonu'lu arkadaşım en güzel, düzgün ve yemeklerinin de güzel olduğu Şadi Bey Çiftliği 'ne bizi davet etti.

Arkadaşım Seçil ve kardeşi Sedef  sayesinde gerek biz, gerekse de çocuklar çok güzel vakit geçirdik. Kendisine bu vesileyle tekrar teşekkür ederim:) Şadi Bey Çiftliğinin konak kısmında veya yeni yapılan kısımda konaklamak ta mümkün. Çiftlikte, doğa ile başbaşa konaklamak isterseniz burası oldukça güzel bir seçenek. 

Şansımıza havalar Eylül ayının sonları olmasına rağmen baya güzeldi ve tüm gün açık havada vakit geçirdik. Bayramı da fırsat bilen yerel halk Şadi Bey Çiftliği'ne kahvaltıya gelmişti ve açık havada kahvaltının keyfini sürüyordu. Buradaki parkurda çocuklarınız ata binebilir, parkta oynayabilir, ördekleri sevebilir, sizler de açık havada leziz bir kahvaltı ve öğle yemeği ziyafeti çekebilirsiniz. 


                               Arhan- Kaan- Yaman: 






Her ne kadar sabah otelin doyurucu açık büfesinden kahvaltı ederek buraya gelmiş olsam da, buradaki etli ekmeklere dayanamadım. Etli ekmeklerin tadı gerçekten de çok güzeldi. Çocuklarda hayatlarında ilk kez pony ye bindiler. Arhan çok sevdi ama Kaan'ın bu durum pek hoşuna gitmedi :) 

Kastamonu'da bir gününüzü ( en azından yarım gün) mutlaka buraya ayırın. 



Hamak keyfi


Kastamonu  kısaca lezzet duraklarıyla, yemyeşil doğasıyla, her köşe başındaki konaklarıyla, tarihi dokusuyla mutlaka gezilmesi ve görülmesi gereken bir nokta. 


SİNOP:


Türkiye'nin en mutlu insanlarının Sinop'ta olduğunu ve Sinop'ta şehir merkezinde hiç trafik lambası olmadığını biliyor muydunuz? Sinop, beni gerçekten de şaşırttı. Ben bu kadar modern ve doğal güzelliklerle dolu bir şehir beklemiyordum.

Arkadaşımın da tavsiyesiyle bir günümüzü Sinop'a ayırdık. Sinop gerçekten de çok güzel bir şehir. 3 tarafı denizle kaplı, yemyeşil, sahilinde uzunca yürüyüş yapabileceğiniz oldukça modern bir şehir. Ben hiç bu kadar güzel bir yer beklemiyordum. Demek ki bize yakın olan yerler de bizi şaşırtabiliyormuş.

Samsun'da yaşayan çocukluk arkadaşım Özlem'e Sinop'ta buluşalım mı ne dersin dedim o da valla dibimde olan yere gitmiyordum Gökçe sayende gideceğim dedi ve onlarla Sinop Erfelek Şelalelerinde buluştuk. 

Sinop'ta günübirlik gitmek istediğim yerlerin listesini çıkartmıştım biz Kastamonu'dan, onlarda Samsun'dan yola çıktı ve Erfelek Şelalelerinde buluştuk. 

Erfelek Şelaleleri:

Erfelek ya da diğer adıyla Tatlıca Takım Şelaleleri Sinop'un Erfelek İlçesine bağlı Tatlıca Köyü yakınlarındaki sıra şelaleleridir. İrili ufaklı 28 ayrı şelale barındırmaktadır. 1997 yılında Erfelek Barajının yol yapım çalışmaları ile ulaşım sorununun ortadan kalkması sonucu gün yüzüne çıkmış kayıp bir vadide yer almaktadır. 


Muhteşem güzellikteki Şelale :



Sinop'tan daha doğrusu Erfelek'ten sonra yolların biraz kötü olduğunu belirtmeliyim. Ama karşınızdaki doğa harikası manzara için kesinlikle değer. Biz çocuklu olduğumuz için amacım ilk şelaleyi görmekti zaten en ihtişamlı olanın da ilk şelalenin olduğunu söylüyorlar. Onun dışında vaktiniz bolsa ve ekipmanlar tamamsa tüm şelaleleri gezebilirsiniz. Arabayla ilk şelalenin hemen yakınına geliyorsunuz yani ilk şelalenin olduğu tarafa çocuklarla rahatça gelebilirsiniz. Arabanızı park ettikten sonra ufak bir köprüden geçiyorsunuz orada lokantalar ve hediyelik eşya satan dükkanlarda mevcut. Ufak bir çocuk parkı da var ama çok bakımlı olduğunu ne yazık ki söyleyemeyeceğim. İlk şelalenin olduğu yerde yüzmek yasaktır yazıyor ama benden 2 hafta önce giden arkadaşım orada yüzüyordu :) 

Niagara Şelalerinden sonra Erfelek Şelalesi ufacık kalıyor :D ama olsun yine de güzel. İlk Şelalenin yanındaki patika yoldan tırmandıktan sonra karşınıza bir mekan çıkacak orada mutlaka ayranınızı için :) 

Biz çocuklarla şelaleye doğru taş atarak eğlendik :D


Tam bir turist pozu olmuş:) Sol baştan  Ziya-Ayaz-Özlem-Hakan-Arhan-Ben-Kaan:














İnceburun: 

Yazılarımı takip edenler bilirler bu sene Mart ayında Avrupa Kıtasının en batı noktası olan Cabo da Roca'ya gitmiştim. Bu sefer de Türkiye'nin en kuzey noktası olan İnceburun'u görmek nasip oldu.

İnceburun'a giden yol dar bir yol ve bayram sebebiyle yol oldukça kalabalıktı. Normalde kısa sürede varacağımız yere daha uzun sürede varmış olduk. Yeşillikli bir yoldan gittiğinizde sizi daha sonra karşınızda tüm ihtişamıyla  Karadeniz karşılayacak. 




Sinop'a gelmişken İnceburun'a da mutlaka gelin ve bu eşsiz deneyimi yaşayın. Burada da isminden anlaşılacağı üzere Fener var  ve burası Cabo de Roca'yı da andırıyordu.










Özlem'le :









Hamsilos Fiyordu - Akliman: 

Coğrafya derslerinden Türkiye'deki tek fiyordun Hamsilos fiyordu olduğunu duyuyordum. Fiyortlar buzul aşındırması sonucu oluşmuştur. Ben fiyortların etrafında gezebildiğimizi düşünmüştüm ama pek te gezmek için bir yer yoktu. Aslında fiyordun içine doğru götüren tekne turları kalksa süper olurdu. Yani normalde bu tekne turları var mı bilmiyorum ama biz gittiğimizde hiç buna dair bir emare yoktu. Manzarası da böyle:









Hamsilos Fiyorduna giderken Akliman'dan geçiyorsunuz. Akliman tam sessiz sakin, insanda huzur uyandıran balıkçı teknelerinin olduğu sevimli bir yer. Orada da fotoğraf molası vermesem olmazdı :D







Sinop- Merkez:


Sinop'a gidince şu anda müze olan meşhur Cezaevi'ni de görmeyi çok isterdim ama bayram sebebiyle girişi oldukça kalabalıktı ve bizimde fazla vaktimiz yoktu.




Bizde bunun üzerine zaten acıktığımızdan da dolayı direkt Teyze'nin Yeri Mantı Salonu'nun yolunu tuttuk. Herkes burayı öve öve bitiremiyor, Sinop'ta nerede yenir diye araştırma yaparsanız da karşınıza ilk burası çıkacaktır. Mantıları, servisi normalde nasıl bilmiyorum ama bayram sebebiyle çok ama çok kalabalıktı oturmak için insanlar adete birbiriyle yarışıyorlardı. Servis oldukça yavaştı, herkes ezilme tehlikesi geçiriyordu resmen. Bir de klima çalışmıyordu herkes sıcakta içeride erimek üzereydi. O yüzden keşke başka mantıcıya gitseydik diye düşündüm.




Daha sonra sahilde yürüyüş yaptık ve önünde çocuk bahçesi olan bir çay bahçesinde oturduk.

Sahil gezimizi de tamamladıktan sonra methini duyduğum Şen Pastanesine gittik ve tatlıları hüplettik. Prenses dondurma, supangle ve farklı tatlılar denedik ve hepimiz tatlılarımızdan memnun kaldık.

Şen Pastanesi ve Mantıcı Teyze bir Sinop klasiğiymiş. Belki diğer sefer bayram zamanı gitmezsem Teyze'nin Yeri Mantı Salonundan memnun ayrılabilirim. Sinop Sahil'de gezerken kendimi bir an sanki İzmir Kordon'da geziyor gibi hissettim. 

İki çocukla çekirdek aile olarak gitmiş olduğumuz tatil ancak bu kadar oldu. Eğer fırsatınız varsa doğal güzelliklerle dolu bu şehri mutlaka görün veya gidilmesi gereken yerler listenize ekleyin :)


2 yorum:

  1. Çok güzel bir gezi olmuş, çocuklarla tatil yapmak zor düşüncesinin aksine keyifli bir tatil yapılabileceğini de göstermiş olmuşsunuz. Gidip görmeye değer yerler gerçekten. Yazınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Harika detaylarla dolu güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık tamda Mayıs'ta 3 günlük bir tatil planlaması yapmaya çalıştığım ara süper oldu:) Sanırım rotamıza karar vermiş oldum.

    YanıtlaSil