4 Aralık 2014 Perşembe

KISA BİR MOLA: DÜSSELDORF & ESSEN

3 sene boyunca Essen'de yaşadım. Dolayısıyla Almanya'nın bende her zaman önemli bir yeri vardır. Almanya'da yaşarken Almanya'da çoğu şehirleri ve Avrupa'nın diğer ülkelerini de görme fırsatım olmuştu. Şimdi ise bir fırsat yaratıp Almanya'ya senede 1 kere veya 2 senede 1 kere gitmeye çalışıyorum. Bence Almanya Avrupa'da en gelişmiş yer. Ben nedense Almanya'yı çok severim onların tertibi, düzeni, disiplini bence başka bir yerde yok.

Kasım ayının başında bir seminer vesilesiyle tekrar Almanya'ya gittim. Genelde yurtdışına uçarken gidiş ve dönüşleri farklı şehir olarak ayarlamaya çalışıyorum böylece daha fazla yer görmüş oluyorum. Bu sefer kısıtlı günüm olduğundan dolayı gidişi Düsseldorf dönüşü de Köln'den ayarladım. 

4 gün için gitmiş olduğumdan dolayı olmalı ki, Almanya bana sürpriz yaptı. Genellikle havası kapalı olan Almanya bana güneşli yüzünü  gösterdi. Eee madem Almanya'ya gittik eskiden yaşadığım yer olan Essen'e uğramadan dönmek olmazdı. Bu sefer bir değişiklik yaptım ve tam 20 senedir görmediğim ilkokul arkadaşımla buluştuk, yine 20 senedir görmediğim ama halen irtibat halinde olduğumuz komşumuzla buluştum ve Almanya'ya her gittiğimizde buluştuğum ilkokul arkadaşımın ailesiyle buluştum. 4 gün bile gerçekten çok iyi geldi. Cumartesi-Pazar gezme günlerim oldu, Pazartesi ve Salı günü ise seminere katıldım.

Düsseldorf Havalimanı'na inince havalimanında beni öncelikle kötü bir sürpriz karşıladı. Valizim yoktu, kayıp bürosuna ise çok sıra vardı zaten yarım günümü Düsseldorf'ta geçirecektim bu pek hoş olmamıştı ama neyse ki yaklaşık 2 saat sonra valizim buldu ve bende hemen valizimi kapar kapmaz başladım Düsseldorf sokaklarına akmaya. Düsseldorf Kuzey Ren Vestfalya yani Nordrhein Westfalen eyaletinin de başkenti.

Düsseldorf havalimanı dış hatlardan çıkar çıkmaz şehre gitmek için 2 alternatifiniz var. Ya Sky Train'e binip, Fernbahnhof'a gidip ordan şehirlerarası giden tren istasyonuna gitmek veya hemen Dış Hatlar katının altında yer alan S-Bahn'a binerek şehre gitmek. Eğer değişiklik olsun isterseniz Sky Train güzel bir alternatif olabilir. Ama dikkat trene binmeden önce bilet alıp onu makineye okutmanız lazım yoksa kontrole denk gelirseniz dakika 1 gol 1 ceza ödemek durumunda kalabilirsiniz. Sky Train üste bağlı raylara bağlı olarak giden camdan ve herhangi bir insan kullanmadan otomatik olarak giden bir tren.

Ben bu sefer S-Bahn'ı tercih ettim ve Düsseldorf Hauptbahnhof'ta indim. Tren istasyonuna iner inmez dolaplar göreceksiniz. Valizinizin büyüklüğüne göre Almanya'da tren istasyonlarında muhafaza dolapları bulunmakta. Valizinin dolapta ne kadar kalacağını işaretleyerek valizinizi dolaba kilitliyorsunuz ve parayı ödedikten sonra dolap size bir anahtar veriyor. Dönüşte de belirttiğiniz süreden daha fazla valiziniz orada kalmışsa belirtilen meblağı da ödedikten sonra dolabın kapısı açılıyor. Bu dolaplar yurtdışında benim adeta hayat kurtarıcım :)

Valizimi yerleştirdikten sonra bu sefer yürümekle vakit kaybetmek istemediğim için hemen U-Bahn'a atlayıp kendimi Königsallee'de buldum. Yürümek isterseniz 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası kendinizi Königsallee'de bulabilirsiniz. Burası Almanya'nın moda merkezi olan caddesi yani kısaca Almanya'nın Champs Elysee'si olarak ta anılıyor. 



Kısaca KÖ olarakta anılıyor. Tüm ünlü & lüks markaları bu cadde de bulabilirsiniz. Cadde de bulunan KÖ Galerie'ye de girip gezmenizi tavsiye ederim. Yorulduğunuzda da güzel cafelerden birine konumlanıp kahvenizi yudumlayarak etraftakileri inceleyebilirsiniz. Yine burada oldukça lüks arabalara denk geleceğinizi de belirtmek isterim. Ne zaman Düsseldorf Königsallee'ye gelsem mutlaka Heinemann pastanesine de uğrarım buranın pastalarının hepsi birbirinden muhteşem Heinemann ve diğer pek çok yer şimdiden noel ve yeni yıl konseptine bürünmüştü. Ben bol sahneli bir erdbeertorte aldım kendime cidden çok güzeldi. Almanya'da hangi pastanede olursanız olun mutlaka sahneli isteyin krema enfes bir şey. Heinemann'a gitmek için Chanel'in yanında yer alan KÖ Galerie'den düz devam edin göreceksiniz.




















Caddenin orta tarafında ise nehir havası verilmiş bir göl bulunuyor. Tritononbrunnen ise Altstadt'a doğru giden köprünün üzerinde yer alıyor ve buraya gidip bu heykelle fotoğraf çektirmeyeni dövüyorlarmış :)


Königsallee turumu tamamladıktan sonra sıra gelsin Altstadt'a. Burası isminden de anlaşılacağı üzere şehrin eski tarafı. Burada yanyana çok sayıda pub bulunuyor. Burası aynı zamanda Almanya'nın en uzun pubı olarak adlandırılıyor . Burası şehrin eğlence hayatının olduğu yer. Düsseldorf'un kendine özgü birasını içip, pizzayı da midenize indirmeyi unutmayım. Altstadt'ın bir paraleli de Rhein Nehrinin kenarı oluyor. Burası Rheinuferpromenade olarak ta adlandırılıyor. Havanın güzel olmasını da fırsat bilen Almanlar açık havadaki mekanları doldurmuşlardı. Bende bir kaç tur attıktan sonra anca kendime ufak bir masa buldum. Mantarlı pizza oldukça başarılıydı ve şu anda kadar yediğim en leziz pizzalar arasında kendine yer etti. Orada yer alan dönme dolaba da binip Düsseldorf'a kuşbakışı bakabilirsiniz. Nehrin diğer yakasındaki parkta ise insanlar uçurtma uçuruyordu. Ren nehri beni her zaman etkilemiştir. Rathaus Platz'da da bazen etkinliklerin düzenlendiğini belirtmek isterim. 


















 


Düsseldorf'ta güzel bir Cumartesi geçirdikten sonra Königsallee'de yer alan U-Bahn'a binip tekrar Hauptbahnhof'a gittim. Valizimi de kaptıktan sonra Essen'e giden ilk trene atlayıp Essen'e gittim.

Essen'e her gittiğimde anılarım canlanır. Essen'de kendime bir gece ayırdığım için otelden yana tercihimi hemen Essen Tren Garının karşısında yer alan Mövenpick Handelshof Hotel'den yana kullandım. Bu oteli size göönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Hem fiyatı uygun, hem marka otel, hem tren garının tam karşısı , hem de alışveriş caddesinin tam başlangıcında yer alıyor. Hotel oldukça da büyük ve güvenilir.

Eşyalarımı yerleştirir yerleştirmez kendimi Kettwiger Strasse'de buldum. Yeni yıl heyecanı burda da kendisini hissettirmeye başlamıştı. Yeni yıl için şimdiden açılmış bir kaç stant vardı ve hazır Glühwein standını görmüşken Glühwein'ı esgeçmek olmazdı :)


Kettwiger Strasse üzerinde istediğiniz markaları bulabilirsiniz caddeyi düz devam edip sola döndünüzde (veya birisine sorarsanız mutlaka gösterirler) Grillo Theater'i göreceksiniz. Küçükken burada tiyatrolara giderdim. Biraz daha devam edip sola döndüğünüzde de karşısınızda Limbecker AVM çıkacak. Tabi ben bizdeki AVM'lerden bıktığım için oradan uzak durdum. Ama hava kötüyse neden olmasın :)



Kettwiger Strasse üzerinde yer alan Cafe Solo veya Toscani'de genelde dondurmamı yerim zaten Almanya'nın  pastaneleri ve Eis-Caffee 'leri meşhur.

Yine caddenin sağ tarafında şehrin kilisesini göreceksiniz. Kiliseye gelmeden sağdaki binanın birisinde bazen kalabalık göreceksiniz orada da genellikle binadaki  birisinde de bazen ufak heykeller çıkıp oynuyor.

Yine Kiliseyi geçtikten sonra biraz ilerleyip sağa döndüğünüzde başka bir AVM göreceksiniz. Burası tam kapalı bir AVM değil. Yine buradan Essen çok katlı Belediye Binası'nı görmeniz mümkün. Bu belediye binası diğer şehirlerdekinin aksine tarihi bir yapı olmayıp, modern bir gökdelen şeklinde dizayn edilmiş.


Daha çok yeni yıl zamanları kurulan dönme dolaba da binip şehre kuşbakışı göz atabilirsiniz. Ben bu cadde üzerinde küçüklükten beri niyeyse en çok Peek&Cloppenburg mağazasını beğenmişimdir. Caddenin sonuna kadar gittikten sonra kesiştiği caddenin karşısında da Cinemaxx'ı göreceksiniz.

Essen alışveriş caddesi turumu tamamladıktan sonra ilkokul arkadaşım Martin'in ailesiyle buluşmak için taksiye atlayıp eski oturduğum semte -onların evine gittim. Essen'e her gittiğimde Martin'in ailesini ziyaret etmeye çalışırım. Martin'in annesiyle ara ara mailleşir veya telefonlaşırız. Martin hem sınıf arkadaşım, hem de komşumuzdu. Bundan 3 sene önce onlardan bana bir mektup gelmişti. Zarfı açınca bir ölüm ilanı gördüm. Bende Martin'in babasının öldüğünü sanmıştım. Martin'in babası şu anda 90 yaşında, annesi ise 80 yaşında.Martin benimle aynı yaşta. Ölüm ilanında Martin'in resmini görünce şok olmuştum. Gencecik Martin elim bir trafik kazasında ölmüştü şu anda 90 yaşında olan babası ve 80 yaşında olan annesi yaşıyordu. İşte hayat... Hayatın bizlere ne getireceği hiç belli olmuyor. Martin'in elim bir kaza sonucu öldüğü için mezarı bile bulunmuyor :( Almanya'ya gitmeden önce Martin'in annesini aramıştım ve kendisini ziyarete geleceğimi belirtmiştim. Kendisi bana çok güzel bir çay saati masası hazırlamıştı.






Hazırladığı kremalı elma pasta ve kahve gerçekten de oldukça lezizdi. Martin öldükten sonra ailesiyle ilk buluşmamızdı. Sürekli Martin'i andık. Annesi ve babası sürekli bana sarılıyor ve gözleri doluyordu. Beni asıl şaşırtan ise benim ilkokul 4'te Martin'in doğumgününde ona aldığım hediyeyi annesinin halen saklıyor olmasıydı hatta bana bu oyuncağı al bebeklerine götür demesiydi. Ama ben hatıra olarak sizde kalmaya devam etsin dedim. Kendileri bebeklerim için başka hediyelerde bana verdiler. Oldukça duygu yüklü bir buluşmadan sonra vaktim kısıtlı olduğu için Martin'lerden ayrıldım ve otele geri döndüm.

Sosyal medyanın bir faydası da senelerdir görmediğimiz arkadaşlarımıza ulaşabiliyor olmamız. Facebook listemde ilkokul arkadaşım Claudia vardı ve onla mesajlaştık o da müsait olduğunu söyledi ve beni kaldığım yerden alıp Essen'in lüks caddesi olan Rüttenscheid'da yer alan Cafe Zucca'ya götürdü. Rüttenscheid daha çok Essen'in eğlence mekanı birbirinden şık lokantaların ve cafelerin yer aldığı sevimli bir cadde.

Kasım ayı olmasına rağmen hava Almanya için iyiydi, açık havada bir sobanın yanına kurulduk ve açık havada akşam yemeğimizi yedik. Claudia'yla da oldukça güzel vakit geçirdik ve ikimizin de ilkokula dair o kadar ayrıntıyı hatırlamamıza oldukça şaşırdık. Yani tam 20 sene sonra ilkokul arkadaşımla buluşmuş oldum bu ikimiz içinde oldukça hoş bir anıydı. Cafe Zucca Rüttenscheid'da yer alan popüler yerlerden birisi ve yemekleri de oldukça başarılı. Geç saatlere kadar oturduktan sonra Claudia beni otelime bıraktı.



Bende günün yorgunluğuyla hemen uykuya daldım. Ertesi sabah otelin lobisinde bir müvekkilimizle görüşmemiz vardı ve onla görüşme bittikten sonra otelden check out yaptım. Mövenpick Hotel bana jest yaparak internet ücretli olmasına rağmen, bundan herhangi bir bedel almadı, üstüne üstlük bir sürü Mövenpick çikolata hediye etti bir de ikiz bebeklerim olduğunu duyunca onlar içinde oyuncak hediye etti.

Almanya'da yaşarken bizim yaşlı bir komşumuz vardı kendisi şu anda 88 yaşında. Ben ona sen benim Alman Oma'msın yani Alman anneannemsin derdim ve sene 1995'ten beri kendisiyle bağlarımızı koparmadık. Kendisi beni ziyarete bir kere Yunanistan'ta, 3 kere de Türkiye'ye hatta düğünüme geldi kızıyla birlikte. Bende her Almanya'ya gittiğimde kendisini ziyaret ederim. Bundan 4 ay önce kızından bana bir e-mail geldi kendisinin sağlık durumunun pek iyi olmadığına ve hastanede olduğuna dair. Neyse ki kısa sürede kendisini toparlamış ama artık iyice yaşlandığından dolayı yaşlı bakım evine yerleştirmek durumunda kaldı çocukları. Çocukları bana Frau Zura'nın bu durumu kabullenemediğini ve evde tek başıma oturcam dediğini bana telefonda bana aktarmışlardı.

Müvekkille görüşmem bittikten sonra Frau Zura'nın oğlu Rainer'le buluştum. Frau Zura'nın kızıyla görüştüm pek çok kez ama Rainer'le bu buluşmamız nerdeyse 20 sene sonra tekrar gerçekleşti. Bu zaman zarfında Rainer'de tabiki evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştu. Fotoğraflarını hep görüyordum ama eşiyle ve çocuğuyla tanışmak kısmet olmamıştı. Kısmet bu sefereymiş, Rainer beni arabasıyla aldıktan sonra öncelikle evine götürdü ve böylece sempatik ailesiyle tatlı kızı Greta'yla tanışmış oldum. 




Daha sonra Rainer'ın işyerine gittik ve ordan da istikamet Frau Zura'nın kalmakta olduğu yaşlı bakımeviydi. Huzurevi Essen'in Werden bölgesinde yer alıyordu. Huzurevine girince resmen şok geçirdim. Çünkü tabiki hiç Türkiye'deki huzurevlerine benzemiyordu. Huzurevi resmen yaşlılara huzur veren bir yer olarak tasarlanmıştı. Huzurevinin cafesinde ise yaşlılar sanki özel bir davete gidercesine süslenmişlerdi.

Burası huzurevinin bahçesinden ufak bir kesit:





Rainer, Frau Zura'yı tekerlekli sandalyeye koydu ve huzurevine yakın bir yerde kendimize restaurant aradık. Essen Werden merkezdeki evler resmen eski Almanya tarzındaydı yani evler tarihi eski evlerdeydi sanki bir anda masalın içinde yürüyor gibiydim. Bizde kendimize açık havada şık bir İtalyan restaurantında yer bulduk ve "Il Capriccio" isimli restaurantta yemeğimizi yedik. Ben soslu somon balığı tercih ettim ve yemek gerçekten de oldukça başarılıydı.




Frau Zura ve oğluyla burada baya vakit geçirdikten sonra tekrar ayrılma vakti gelmişti. Huzurevine gidip Frau Zura'yı odasına yerleştirdik. Bolca sarılıp, öpüştük. Kim bilir bir daha görüşebilecek miyiz....

Essen'e de kısıtlı bir süre geldiğimden dolayı Rainer'den beni yol üzerinde bulunan Baldeneysee'ye götürmesini rica ettim. Baldeneysee Essen'in sayfiye yeri. Küçükken haftasonları orada vakit geçirirdik etrafı yemyeşil ortasında da göl var. Burada tekne gezisi düzenleniyor, kürek çekiyorlar ve insanlar etrafında yürüyüş yapıyor, koşuyor ve bisiklete biniyor. Burası bir bakıma Como Gölü'ne de andırıyor. Buranın etrafında yine güzel manzaraya hakim restaurantlar bulunuyor.








Essen'de meşhur olan yerlerden birisi de Villa Hügel. Essen'e yolunuz düşerse mutlaka gidin. Burası Baldeneysee'nin karşısındaki tepede yer alıyor ve bu koca devasa alan endüstri devi olan Alfred Krupp ve ailesinin malikanesi olarak kullanılmıştır. Villa Hügel hakkında daha fazla bilgiye https://eksisozluk.com/villa-hugel--1433486 ulaşabilirsiniz. Burası gerçekten de muhteşem bir yer.

Ben daha önceleri ziyaret ettiğimden bu sefer Villa Hügel'e gitmedim ama siz Essen'e giderseniz gidilecek yerler arasına mutlaka ekleyin.

Rainer'le Baldeneysee turumuzu da tamamladıktan sonra beni tren garına bıraktı ve ben seminer için Trier'e yol aldım. Trier tren yolculuğu benim en sevdiğim tren  güzergahlarından birisidir. Mosel Nehri kenarına dizilmiş kaleler, şatolar gerçekten de enfes.

Seminerin birinci günü bir de ne göreyim daha önce başka seminerlerden tanıştığım Maltalı arkadaşım Carmen'de seminerde. Bir de Teresa diye Portekizli birisiyle tanıştık, 2 günlük seminer boyunca pek tabiki başka kişilerle de tanıştık ama daha çok Carmen, Teresa ve ben takıldık. Seminerin olduğu ilk akşam Trier gece turu yaptıktan sonra Brasserie'de yemek yedik, ertesi gün seminer sonrası ben akşama kadar Trier şehir merkezinde yağmur altında şemsiyemle birlikte gezdim :)



Uçağım gece 2'de Köln'den kalkıyordu. Trier'den önce Koblenz ordan Köln aktarmalı olarak Köln-Bonn Havalimanı'na gittim. Köln tren garında havalimanı treni için yarım saat aktarmam vardı ee peki bu arada ben boş durur muyum tabiki hayır gece 11 falandı hemen o arada valizimle hızlıca Kölner Dom'un önüne gittim ve fotoğraflar çektikten sonra hızlıca tren garına geri dönüp havalimanına doğru giden trene bindim.

Bu arada Kölnische Wasser'ın meşhur kolonya olduğunu da burada belirteyim.

 Trier hakkında daha önce yazı yazmıştım o yüzden Trier hakkında pek fazla ayrıntıya girmedim. Essen hakkında daha sonra tekrar yazı kaleme alıp, gezilecek yerler listesi çıkarabilirim :)




Şimdilik benden bu kadar :)





21 Kasım 2014 Cuma

ŞAN İSKENDER


Ankara’da Çocuk Dostu İskender Restoranı mı ?


www.cocuklageziyoruz.com a ailecek gitmeyi sevdiğimiz Şan İskender'i yazdım. Yazının orijinaline http://cocuklageziyoruz.com/ankarada-cocuk-dostu-iskender-restorani-mi/ nden ulaşabilirsiniz. Haydi okuyalım....





Şan İskender
Şan İskender
İskender deyince pek çok kişide olduğu gibi bende de akan sular durur. Ancak ne zaman Şan İskender’i keşfettim benim için burası vazgeçilmezlerden birisi oldu. Burası iskenderin yanı sıra ıslama köftesiyle de oldukça iddialı. Daha önce dikkat etmediğim bazı hususlara çocuklarım olduktan sonra daha çok dikkat etmeye başladım ve burasının çocuklu aileler için oldukça rahat olduğunu söyleyebilirim. Burası çocuklu aileler için yardımcı olmayı da adeta ilke haline getirmiş. Mekân çalışanları bebekli veya çocuklu olduğunuzu görünce ekstra yardımcı olmaya çalışıyorlar.
Şan İskender GenelÇalışanlar pusetleri itiyor, masayı ona göre düzenliyorlar ve hemen mama sandalyelerini getiriyorlar. Ankara’da Şan İskender’in Merkez (Yenimahalle), Ankamall AVM, Batıkent, Mesa ve Kentpark AVM olmak üzere şubeleri mevcut.Ancak biz ortamını, ferahlığını, çocuk oyun alanını ve otopark sorunu olmaması sebebiyle genelde Şan İskender Merkez (Yenimahalle) Şubesi’ni tercih etmekteyiz. Burasının en güzel özelliği ön tarafında büyük bir otoparkın yer alması ve gerekirse arabanızın anahtarını çalışanlara teslim edebilmeniz. Ayrıca mekân direkt düz ayak olduğu için bebeklerle veya çocuklarla giderken merdivenlerle veya eğimli yollarla uğraşmak durumunda da kalmıyorsunuz. Arabanızı park ettikten sonra doğruca kendinizi lokantada buluyorsunuz. Fiyat politikasının mekânın kalitesi ve Ankara ortalaması düşünüldüğünde oldukça iyi olduğunu belirtebilirim.
Şan İskander Çocuk Oyun Alanı
Mekânda çok sayıda mama sandalyesi var bu yüzden herhangi bir sorunla karşılaşmıyorsunuz. Ayrıca alt değiştirme ünitesi de düşünülmüş. Dolayısıyla bebeğinizin altını değiştirmeniz gerekiyorsa, herhangi bir sorunla karşılaşmıyorsunuz. Mekânda çocuk menüsü bulunmuyor ancak mekân tarafından çocuklu aileler de düşünüldüğü için isteğinize göre porsiyonları yarım olarak almanız mümkün. Mekânda hafta içi öğle menüsünde sulu yemeklerde bulunmakla birlikte, yine hafta içi sabahları kahvaltı servisi de bulunuyor. Hatta mekânla daha önce de görüşüp, hafta sonu için de toplu organizasyonlar ayarlayıp menü oluşturmanız mümkün. Bende ikiz bebeklerimin diş buğdayı partisini hafta sonu kahvaltı şeklinde Şan İskender’in bahçe bölümünde yaptım.
Şan İskender Diş Buğdayı
Şan İskender Diş Buğdayı
Gerek ben, gerekse de konuklarım mekândan memnun kaldılar. Bir keresinde de bir arkadaşım bebeği için 40 mevlüdünü aynı yerde yapmıştı o da gerçekten güzeldi. Mekânın giriş kısmında ve arka tarafında çocuk bahçesi bulunuyor. Ancak kapalı oyun alanı bulunmuyor. Sonbahar henüz bitmeden ailenizle birlikte gidebilirsiniz. Şan İskender’e ne zaman gitsem pek çok çocuklu aileye rastlıyorum ve mekânın çocuklu ailelere yaklaşımı olumlu yönde ve mekânın çocuklu ailelere uygun olduğunu düşünüyorum. Her şubesinde aynı yaklaşımları gösterdiklerine denk geldim ancak Merkez-Yenimahalle şubesi geniş olduğu için daha rahat edeceğiniz kanaatindeyim.
Misafir Yazar
Gökçe Karakaya Gül
  • Mama Sandalyesi
  • Çocuk Oyun Alanı
  • Çocuk Menüsü
Burayı Ne Kadar Beğendik? 95%
ULAŞIM: Hipodrom Caddesinden Yenimahalle yönüne doğru giderken, Ankamall ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nü geçip, İcra Mahkemelerine gelmeden önce sağ tarafta Varlık Şefkat Evi’nin ve Ankara Toptancı Halinin arasında Şan İskender’i göreceksiniz.

6 Kasım 2014 Perşembe

GÜNÜBİRLİK ESKİŞEHİR


Ankara- Eskişehir arası hızlı trenin olmasıyla birlikte Ankara'dan haftasonu değişiklik yapmak amacıyla günübirlik Eskişehir'e gidenlerin sayısında epeyce artış oldu. İşin ilginç tarafı yurtdışında o kadar yer görmüşken, gittiğim çoğu yerin etrafındaki yerleri de merak edip gitmiş olmama rağmen, ben daha Eskişehir'i görmemiştim. Tabi ikiz bebeklerimle tren yolculuğu biraz zor olacağı için biz bir Cumartesi günü Eskişehir'e arabayla gitmeye karar verdik.

Açıkçası Eskişehir beni şaşırttı ben bu kadar güzel olacağını beklememiştim. Şehirde gezerken her yerden esinlemeler sezdim. Adalar da gezerken kendimi Düsseldorf Königsallee'de, Gençlik Haller Merkezi'ni gezerken Hamburg'ta ki Fishauktionshalle de hissettim. Adalardaki gondol gezisinin Venedik'ten, Sazova Parkındaki Masal Şatosu'nun ise Disneyland'den esinlenilmiş olduğunu belirtmeme gerek yok sanırsam. Ama olsun şehir genel olarak derli toplu ve düzenli bir ulaşımı mevcut.

Açıkçası 2 bebekle birlikte günübirlik istediğim performansı yakalayabileceğimi düşünmemiştim ama performansımız beklentimin üzerinde çıktı. Aşağıda size Eskişehir'de günübirlik gezilebilecek yerler hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Kentpark:

Biz öncelikle Kentpark'a gittik. Burasının özelliği yapay bir plaja sahip olmasıdır. Yani işin esasında yüzme havuzu yapmışlar, havuzun kenarına kum taşınarak yapay bir plaj yaratılmış ve üzerine şezlonglar konulmuş. İnsan kendisini burada biraz da olsa sahil kenarında hissediyor. Bizim gittiğimiz gün hava baya güneşliydi ve insanlar güneşleniyordu. Ben açıkçası bu havuzun daha pahalı olmasını beklerdim ama fiyatı oldukça uygundu. 



Onun dışında Kentpark'ta yürüyüş yapabilir, dinlenebilir ve çocuklarınız da parklarda oynayarak vakit geçirebilir.   

Eskişehir'de çibörek'in meşhur olduğunu belirtmek isterim. Çibörek pek çok yerde çiğbörek olarak yanlış yazılıyor, doğrusu çibörek.

Eskişehir'de çibörek denilince akla 2 yer geliyor. Birisi şehir merkezinde Adalar tarafında yer alan Papağan Çibörek, diğeri de Eskişehir'de farklı yerlerde şubesi de bulunan Kırım Çibörekçisi. 


Kırım Çibörekçisi parkın farklı bir köşesinde yer aldığı ve sıcaktan başımıza güneş geçmesi muhtemel olduğundan dolayı biz Kırım Çibörek evine gitmedik ama giden herkes oldukça başarılı olduğunu söylüyor.


Adalar: 

Burası Eskişehir'in merkezinde yer almakla birlikte Atatürk Caddesi Köprüsü ile Köprübaşı Köprüsü arasında kalan Porsuk Çayı kenarındaki bölgeye verilen isimdir. Burada gondol gezisi yapabilir, çay kenarında yürüyüş yapıp, Porsuk çayının etrafında yer alan cafe veya lokantalarda oturup dinlenebilirsiniz. Burası Düsseldorf Königsallee'den esinlenmiş olduğunu söyleyebilirim :) 








Benim burada dikkatimi çeken yer seyahat temalı olduğu için Traveler's Cafe oldu. Mekanın ambleminde dünya yemekleri ve gezi kütüphanesi yazıyor. Özellikle kütüphane kısmı gezginlerin hemen dikkatini çekiyor.





Etrafında irili ufaklı pek çok kafe ve restaurant bulunuyor. Papağan çibörek evi porsuk çayının kenarında değil ama oraya çok yakın. Ben Papağan Çibörek evinin methini çok duymuştum tamam çibörekleri güzeldi ama mekan olarak beni biraz şaşırttığını söyleyebilirim. Mekan oldukça küçük ve bebeklerle gitmek için pek elverişli olduğunu söyleyemem. 




Eskişehir'in Balaban Köftesinin de meşhur olduğunu belirtmek isterim. Eskişehir'de balaban köftesi nerede yenir diye sorulduğunda verilen ilk cevap kesinlikle "Abdüsselam Balaban" olacaktır. Burası Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin arka tarafında pekte dikkat etmeyeceğiniz bir pasajta yer alıyor.Yemeklerin tadı gerçekten de enfes.




Yalnız Papağan Çibörek'in karşı çaprazında da bir kebapçı vardı ismini şimdi tam hatırlayamıyorum. Orasının da köftesi mükemmeldi.


Doktorlar Caddesi (İsmet İnönü caddesi):

Burası Adalar'ın hemen paralelinde yer alıyor. Doktorlar Caddesi araç trafiğine kapalı olup, pek çok Avrupa şehrinde olduğu gibi  ortasından tramvay geçiyor. Caddenin sağ ve sol tarafında mağazalar mevcut ve buradan alışveriş yapabilirsiniz. Caddenin son tarafındaysa Kanatlı Alışveriş Merkezi yer alıyor. Kanatlı Alışveriş Merkezinin çaprazı tarafına gittiğinizde (oradakilere sorduğunuzda) El Mundo Cafe (Varuna Gezgin)'i göreceksiniz. 

Burası da benim gibi gezmeyi sevenlerin tercih ettiği bir yer. Burası 2004 yılında sırtçantası ile yaptıkları gezilerden edindikleri tecrübeleri paylaşmak için açılmış olup kısa sürede seyahatseverlerin popüler mekanı olmuştur. Burasının amacı ‘Değişik ülkelerde sırtçantalı gezginlere destek veren ve dünya kültürlerini müşterilerinin ayaklarına getiren Dünya Kafe’ler açmak’ olarak belirlenmiştir. 




Gençlik Haller Merkezi:

Doktorlar Caddesinden Kanatlı AVM'ye doğru yürüdüğünüzde daha sonra Cafe Del Mundo tarafına döndükten sonra Gençlik Haller Merkezi'ni sorduğunuzda buraya ulaşacaksınız. Buraya doğru yürürken İbis Hotel'i de göreceksiniz. Burada oda fiyatlarının da oldukça uygun olduğunu belirtmek isterim. Şayet Eskişehir'de kalmak istiyorsanız burası iyi bir alternatif olacaktır.

Gençlik Haller Merkezi eskiden Yaş Meyve ve Sebze Hali olarak kullanılıyormuş. Anılan yer kötü görüntüye sebebiyet verdiği ve atıl vaziyette olduğu için yıkılması düşünülürken restore edilerek Gençlik Haller Merkezi'ne dönüştürülmüş. Binada cafeler ve otantik mağazalar mevcut. Ben burayı değişik bir havası olduğu için çok sevdim. Burası Hamburg'ta bulunan Fishauktionshalle'ye de andırıyor.





Odunpazarı Evleri:

Yukarıda bahsettiğim yerlerin hepsi birbirine yakın ancak Odunpazarı Evleriyle arada biraz mesafe bulunduğu için buraya arabayla gitmenizi tavsiye ederim. (Yani ya da bizim gibi iki bebekliyseniz arabayla giderseniz hiç fena olmaz :) ) Burada Osmanlı döneminde kalma tarihi evler arasında dolaşarak tarih arasında bir gezinti yapabilirsiniz. Atlıhan El Sanatları Çarşısında da avlu içindeki çeşme başında Türk kahvenizi yudumlarsanız tüm yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Yine burada irili ufaklı pek çok mağaza var.Zevkinize göre alışveriş yapabilir ve yerel esnafı da böylelikle sevindirebilirsiniz.






















Sazova Parkı:

Burası çocuklular için adeta bir cennet. Park oldukça büyük olup, şehrin biraz dışarısında yer alıyor. O yüzden buraya arabayla gitmenizi tavsiye ederim. Burada çocuklar için o kadar çok şey var ki, eminim çocuklarınız kendinden geçecekler. Parkta en dikkat çekici yer ise Masal Şatosu. Disney Şatosuna oldukça andırıyor insanın şatonun içinde gezerken çocuk olası geliyor. Biz küçükken ülkemizde bu tarz yerler yoktu bu sebeple şimdiki çocuklar çok şanslı. Ben şatoyu çok beğendim. Parkta tren gezisi yapabilir,  ayrıca Uzay Evi, Sualtı Dünyası, Amfi Tiyatro, Bilim Deney Merkezi,Korsan Gemisini gezebilirsiniz. Parkın içerisinde yer alan cafe-restaurantlarda da açlığınızı gidermeniz mümkün. 






Biz 2 bebekle günübirlik gittiğimiz için sadece bu yerleri gezebildik ama tahminime göre bebeklerle iyi bir performans sergiledik. Bunun dışında Eskişehir'de Balmumu Müzesi varmış ve gidenler oldukça güzel olduğunu söylüyorlar.